Dogru_Yol

Özürlülere Kapıları Kapattırmayın Sayın Bakan

Recommended Posts

Özürlülere Kapıları Kapattırmayın Sayın Bakan

Fikret Gökçe

O yıllarda hiçbir kapı kapalı değildi Özürlüler İdaresi’nde… Burası kamunun diğer kurumlarına benzemeyecek derdik. Özürlü olsun olmasın her vatandaş derdine çare bulmak amacıyla geldiği İdarede başkan dahil her makama girebiliyor, sorununu anlatabiliyor, çözüm arayabiliyordu.

Zaten 1995 yılında Faruk ÖZTİMUR’un başkanlığında başlattığımız Özürlüler İdaresinin kuruluş çalışmalarında temel aldığımız ilk kural buydu. Kimileri bakanlık olsun istiyorlardı özürlülerle ilgili…Bu konuda otuzu aşkın toplantı yaptık, STK’lar, bürokratlar, akademisyenler ve siyasilerle. TRT o yıllar daha ilgiliydi özürlülerin sorunlarıyla. Bugün TBMM Basın Halkla İlişkiler Daire Başkanı olan Feridun KEŞİR’in yönetmenliğinde, Faruk Bey’in sunuculuğunu yaptığı HERŞEYE RAĞMEN adlı program, 300’ü aşan haftalık bölümüyle kamuoyu oluşturmaya, toplumsal bilinci geliştirmeye çalışıyor, Türkiye Sakatlar Konfederasyonu da bağlı federasyonlarıyla asırlardır göz ardı edilmiş bu insanların devlet katında etkili olmasının yollarını arıyordu.

Sosyal yardımlarla değil, yurttaşlık haklarımızla toplumda yer almak, üretimde ve yönetimde Birleşmiş Milletler Standart Kurallarının öngördüğü gibi, söz ve karar sahibi olmak istiyorduk.

1995 yılı Aralık ayında yapılan Genel Seçimlerden üç ay sonra işbaşına gelen 53 ncü Cumhuriyet Hükümetinin Başbakanı Mesut YILMAZ’ın konutunda dile getirdiğimiz isteklerden biri de özürlüleri temsil edecek bir kişinin Başbakanlıkta önemli bir göreve atanmasıydı. Kısa süre sonra bu isteğimiz doğrultusunda Faruk ÖZTİMUR Başbakanlık Müşavirliğine atandı. Özürlülerle ilgili bu makam doğrudan Başbakana bağlıydı.

Bu gelişmeyle Özürlüler İdaresi konusundaki çalışmalar daha da hızlandı. Artık toplantılarımız Başbakanlığın 2 no.lu toplantı salonunda yapılıyor, federasyon temsilcileri ve bizzat özürlüler, bürokratlar ve akademisyenlerle yasal düzenlemeleri hazırlıyorlardı. Nihayet bu toplantılar sonucunda hazırlanan 571, 572 ve 573 sayılı KHK’ler, TBMM’nin verdiği altı aylık yetkiyle, Necmettin ERBAKAN’ın Başbakan olduğu 54’ncü hükümet döneminde yürürlüğe girdi.

571 sayılı KHK, Başbakanlık Özürlüler İdaresi’nin kuruluşunu, yetki ve görevlerini içeriyordu. Kararnameyi hazırlarken “ Başbakanlık” sözcüğünü özenle seçmiş, bunun kurumu siyasi etkilerden koruyacak bir kalkan olacağını ve kuruma etkinlik kazandıracağını düşünmüştük.

30 Mayıs 1997’de kurulan İdare ile kuruluşunu sağlayan Türkiye Sakatlar Konfederasyonu arasında Eylül ayında imzalanan “İşbirliği ve Eşgüdüm Protokolu”, özürlüler konusunda daha etkin ve verimli olmayı amaçlıyordu.

Zaman içinde İdare ile Konfederasyonun birlikteliği etkilerini göstermeye başlamış, umut veren gelişmeler yaşanır olmuştu. Devlet Bakanı Hasan GEMİCİ zamanında bu uyum daha da gelişti. Devletin kapıları özürlülere ardına kadar açıktı. KAPILAR HİÇ KAPANMIYORDU. Meclis’te, Başbakanlık, bakanlıklar ve diğer kamu kuruluşlarında özürlüler haklarını bizzat kendileri arıyorlar, sorunlarına çözüm istiyorlardı. İdare sınırlı olanaklara karşın heyecanlı, genç ve güler yüzlü çalışanlarıyla etkin ve verimli çalışmalar yapıyor, beğeni ve saygınlık kazanıyordu.

KAPILAR HİÇ KAPANMIYORDU.

1999 Nisan’ında Genel Seçimler yapıldı ve Rahmetli Ecevit’in liderliğinde üçlü koalisyon hükümeti kuruldu. Özürlüler İdaresi ilgili diğer kuruluşlarla birlikte MHP Yozgat Milletvekili Prof.Dr. Şuayip ÜŞENMEZ’in Devlet Bakanlığına bağlandı ve operasyon başladı. Koalisyon ortağı olarak sorumluluk paylaştıkları hükümetin başka bir devlet bakanlığına getirilen Hasan GEMİCİ dönemi sorgulanmaya başladı. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünden görevlendirilen bir müfettiş, personel sicil dosyalarını didik didik inceliyor, kadrolaşma için zemin hazırlıyordu. Bu arada Bakan, Gazi Üniversitesi’nden bir profesör arkadaşını kendisine danışman, İdareye koordinatör olarak görevlendirdi. 140 dolayındaki personeli artı, eksi, sağcı, solcu, sendikalı, sendikasız diye etiketlendiren ve buna ait belgenin bir örneği eline geçen bu danışman, İdare’de bir odaya yerleşti. Aynı günlerde Başkanlığa eski bir polis hocası, boş bulunan başkan yardımcılığına MHP Yozgat Milletvekili adayı olmuş bir bayan getirildi. KAPILAR KAPANMAYA BAŞLADI. Kapıları kapalı bu odalara özürlülerden çok siyasi kimlikli kişiler girmeye başladı. Kilit noktalar, belirli kadrolar ele geçirilmeliydi. Çünkü, özürlüler büyük bir kitleydi ve adeta “oy ambarıydı”. Bakan gazetelerde “bir baston bile veremiyorum” diye feryad ederken, bin bir zorlukla hazırlanan İdarenin internet sitesinde bakanın özgeçmişi iki sayfada yer alıyor ama danışmanı tam 18 sayfada kendi reklamını yapıyordu. Bu arada rantiyesi yüksek iki de uyduruk proje getirmez mi? Devletten alacağı parayla 3-5 kişiyle Türkiye’nin Özürlü Haritasını çıkaracağını, özürlülerin sayısını belirleyeceğini içeren projesiyle, tekerlekli sandalye üreteceğini içeren diğer projesi İdarece reddedildi. Bir gün müfettiş odama gelerek “ kapınızı kapatabilir miyim, sizinle özel görüşeceğim” diyerek içeri girdi. “Buyurun kapatın” dedim. O KAPI İLK VE SON KEZ O GÜN KAPANDI. Müfettişin hazırladığı raporlar doğrultusunda sudan sebeplerle cezalandırmalar başladı. Etiketlenen personele çeşitli disiplin cezaları, görevden almalar, hatta memuriyete son vermeler uygulandı.

İLAHİ ADALET

Sonra ne mi oldu? Tapu Kadastro Genel Müdür Yardımcılığına ve bu kurum bünyesindeki vakfın başkanlığına getirilen müfettiş vakfın kaybolan paralarıyla ilgili yargılanmaya başladı. Danışman Profesör, Maltepe’de SHÇEK’e ait bir yurtta kalan 13-14 yaşlarında iki kız çocuğuna tacizden ağır cezada yargılandı. Bakanın özel kalem müdürü ise, işe yerleştireceğim vaadiyle özürlülerden rüşvet aldığı TV haber kanallarında ortaya çıkınca hapse atıldı.

Derken 2002 yılına gelindi. Bu kez AKP iktidar oldu. Önceki hükümet döneminin benzeri olaylar yaşanmaya başladı. Yargı kararıyla görevlerine dönenlerin bir kısmı tekrar görevden alındı.

AKP diyorum diye Sayın Başbakan kızmasın, 3 Aralık 2003’te TBMM’de toplanan ilk Engelliler Parlamentosu Başkanlığını yaptığım sırada parti genel merkezinden işaret dili çevirmeni olarak görevlendirilen genç bir bayan, “AKP demeyiniz” diye beni uyarınca, “ne diyeceğim” demiş, O’da “Ak Parti diyeceksiniz” diye eklemişti. İyi ki Sayın Başbakan duymamış ben “Adalet ve Kalkınma Partisi” diyerek konuşmamı sürdürmüştüm. Yoksa fırçayı ta o zaman yer, ilk edepsiz! sıfatını ben alırdım.

Bu dönem içinde de birçok değişiklikler yapıldı, yandaş atamaları gerçekleştirildi. Solcu bıyığı bırakıyorsun diye bir şube müdürüne soruşturma açıldı. Özürlüler konusunda bilgi ve birikimi olmayan bir takım kişilere yeni makam ve unvanlar verildi ve hatta kurumun amblemi bile değiştirildi. Artık örgüte el atılmalıydı. İdare kendisini doğuran konfederasyon ve federasyonların büyük bir sabırla yıllarca uğraşılarak sağladığı bütünlükten rahatsız oluyor, sivil toplumun ön planda olmasını istemiyordu. Yetkililer asıl işleri dururken örgütün genel kurullarında etkili olmaya çalıştılar, militanlık yapmaya kalkıştılar. Değiştirilen dernekler kanunu da bölünmeye zemin hazırladı. Onlar özveriyle kurulmuş, kıt olanaklarla özürlüleri bir çatı altında toplamış, etkili bir demokratik kitle örgütü olmuşlardı. Soros vakıflarından değil, özürlülerin ve toplumun belirli kesimlerinin manevi desteklerinden besleniyorlardı.

Kuruluş yıllarında gerekli kırtasiye malzemelerini ortaklaşa cebimizden aldığımız İdare, Yüksek Kurul toplantılarını Başbakanlık yerine lüks otellerde, proje tanıtımlarını saraylarda yapmaya başlamıştı. O saray toplantılarından birinde Gökkuşağı diye adlandırılan bir proje için 15 trilyon lira toplandığı basında manşet olmuştu. Sonra Gökkuşağı gibi o paranın da havada kaybolduğu duyuldu. Şimdi ne oldu bilmiyorum, ama bu işten sorumlu tutulan dönemin başkanı görevden alındı ve yargılanmaya başladı.

Kendinize gelin efendiler! Bugün oturduğunuz makamların, aldığınız maaşların özürlüler sayesinde olduğunu unutmayın. Sekreter duvarlarınızı yıkın, yanıtsız bıraktığınız telefonlarınızı açın, özürlülere KAPILARINIZI KAPATMAYIN. Çünkü, onlar için varsınız. Çünkü, bu insanlar bizim. Hele DEVLETİN ÇOCUKLARI dediklerimiz, bir zamanlar işkencenin, sapık eğilimlerin hedefi haline gelen özürlü çocuklarımız… Önceki dönem AKP İstanbul Milletvekili Gürsoy EROL’un, İngiltere’de olduğu sanılan Turhan ÇÖMEZ’in medyada yankı uyandıran açıklamalarını, İngiliz Kraliçesi’nin kuzeni Prenses Ferguson’un dünyayı ayağa kaldıran gizli çekimlerini unutmayın.

Sayın Bakan, sizi tanıyan, çevrenizdeki bazı insanların hakkınızdaki olumlu düşünceleri beni mutlu etti. Aydın ve saygın bir Türk kadını olduğunuza inanıyorum. Çok önemli bir görev ve sorumluluk üstlendiniz. Bu alan başka alanlara benzemez. Yüreğinde insan sevgisi, yaşamında özveriye yer vermeyenlerin alanı değil bu alan… Geçtiğimiz günlerde Başbakanlık Özürlüler İdaresi’nin kapısından zihinsel özürlü yavrusuyla kovulan yüreği yaralı anneyi çağırın yanınıza, derdini dinleyip ortak olun. Bir Bakan olarak değil, bir anne sevgisiyle ona ve onun gibilere KAPILARI KAPATTIRMAYIN.

Esen Kalın Sayın Okurlar

Kaynak

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites

Create an account or sign in to comment

You need to be a member in order to leave a comment

Create an account

Sign up for a new account in our community. It's easy!

Register a new account

Sign in

Already have an account? Sign in here.

Sign In Now