<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0"><channel><title><![CDATA[Sa&#287;l&#305;k Güncel Bilgi-Haber Latest Topics]]></title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=forums&id=96]]></link><description><![CDATA[Sa&#287;l&#305;k Güncel Bilgi-Haber Latest Topics]]></description><language>en</language><item><title>Temizlik &#xDC;r&#xFC;nlerini Saklarken Dikkat...</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=3246]]></link><description><![CDATA[
<p><span style="font-family:Arial"><span style="font-size:18pt;line-height:100%"><span style="color:#ff0000"><b>Temizlik ürünlerini saklarken dikk  Su ve meşrubat şişelerine konulan kireç çözücü, şampuan ve deterjan gibi temizlik malzemelerini içen çocuklar, ölümle burun buruna geliyor</b></span></span></span><img src="http://image.haber7.com/haber/haber7/photos/165720090522040351171.jpg" border="0" class="linked-image" alt="165720090522040351171.jpg"></p>
<p>
<span style="font-family:Arial"><span style="font-size:12pt;line-height:100%"><span style="color:#ff0000"><b>İçtiği çamaşır suyu ya da tuz ruhu ile yemek borusu yanan çocukların birçoğu ömür boyu hortumla beslenmek zorunda kalıyor. </b></span></span></span></p>
<p>
Gaziantep Çocuk Hastanesi'ne; her gün, ilaç, çamaşır suyu, tuz ruhu, kireç çözücü, şampuan, bulaşık makinesi parlatıcısı, saç boyası, benzin, tarım ilacı gibi kimyasal maddeler içen çocuklar getiriliyor. Opr. Dr. Ergun Parmaksız, temizlik maddesi içilmesi sonucu oluşan yanma nedeniyle yemek borusunun işlevini kaybettiğini, deterjan maddelerinin yemek borusunu sertleştirerek işlevini göremez hale getirdiğini belirtiyor. Parmaksız, hastaların bir süre sonra akciğer enfeksiyonları neticesinde hayatlarını kaybettiğini ifade ediyor. </p>
<p>
Gaziantep Çocuk Hastanesi Başhekim Yardımcısı Dr. Osman Çelikoğlu da, bahar aylarında evlerde yapılan temizlik ve boya-badana işleriyle birlikte zehirlenmelerin de arttığını kaydediyor. </p>
<p>
Tedbiri elden bırakmayın! </p>
<p>
Su, gazoz, kola, ayran gibi içeceklere ait boşalmış ambalajlara, temizlik ürünü koymayın. Zirai ilaçlar ve böcek öldürücüleri çocukların ulaşabileceği yerlerde bırakmayın. İlaç, deterjan, çamaşır suyu, böcek ilacı ve boya gibi maddeleri kendi orijinal kutularında saklayın. İş yaparken çocuklarınızdan bunları getirmelerini veya götürmelerini istemeyin. Genelde vakalar anlıktır. Çocuklarınıza bu konuda güvenmeyin</p>
<p>
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">3246</guid><pubDate>Sun, 24 May 2009 03:07:27 +0000</pubDate></item><item><title>Binlerce Y&#x131;ll&#x131;k Tedavi Yeniden Ke&#x15F;fediliyor</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=11860]]></link><description><![CDATA[
<p><strong>Binlerce yıllık tedavi yeniden keşfediliyor </strong></p>
<p></p>
<p><div style="margin-left:25px">Tarihte Çin ve İnka medeniyetlerinde migren, bel, boyun ve mide rahatsızlıklarında kullanılan refleksoloji yöntemi bugünün modern toplumlarında tıbbın bittiği noktada tamamlayıcı tedavi yöntemi olarak uygulanıyor.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Refleksolojinin tarihi, uygulama alanları, günümüz toplumlarındaki kullanım durumları hakkında AA muhabirine açıklama yapan Uzman Fizyoterapist ve Refleksolog Gamze Şenbursa, refleksolojinin özellikle Uzakdoğu toplumlarından binlerce yıllık bir geçmişinin olduğunu söyledi.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Yapılan araştırmalarda papirüs kağıtlarında insanların el ve ayaklarına manuel olarak masaj yapıldığını gösteren belgeler ortaya çıkarıldığını dile getiren Şenbursa, Uzakdoğu toplumlarında günlük yaşamın bir parçası olan yöntemin Avrupa ve Amerika'da yaklaşık 100 yıldır yoğun olarak kullanılırken, Türkiye'de bu tekniğin son yıllarda tanınmaya başlandığını ifade etti.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Tıp eğitiminin ardından Avrupa'da refleksoloji ve refleks terapi eğitimi alarak Türkiye'ye bu yöntemi getirdiğini belirten Şenbursa, refleksolojinin merkezi sinir sistemini kullanarak beyne uyarı göndermek suretiyle yeni hücre bağlantıları sağlayarak vücutta iyileşme süreci başlatmak olarak tanımlanabileceğini bildirdi.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Şenbursa, ayak altında tüm organların izdüşümlerinin bulunduğunu, elle bu izdüşümlere basınç vererek beyne uyarı gönderildiğini, yöntemin merkezi sinir sistemi ve beyni ilgilendiren her türlü hastalıkta kullanılabildiğini söyledi.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Refleks terapinin ise refleksolojiyi de içinde barındıran fakat daha kapsamlı ve etkili bir tedavi olduğunu kaydeden Şenbursa, ''Refleks terapide reflekolojiden daha farklı olarak merkezi sinir sitemi, akapunktur noktaları, Çin ve Vietnam vücut haritası, sinir noktaları, beyin, kranial sinirlerde dahil olmak üzere daha fazla bölgeye uyarı verilebiliyor. Bu teknikle bölgeye veya noktaya verilen uyarı ile birlikte nöro-biokimyasal aktivite başlatılıp canlıda yanıtlar elde edilir'' dedi.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Vücutta enerji meridyenlerinin bulunduğunu ve sağlıklı kişilerde bu enerji akışının kesintisiz devam ettiğini, herhangi bir nedenden dolayı meridyenlerdeki enerji dolaşımı bir yerlerde tıkanır veya engellenirse hastalıkların oluştuğunu ifade eden Şenbursa, dolayısıyla enerji hattındaki herhangi bir bölgede oluşan sorunun diğer meridyenlerdeki enerji akışını da etkilediğini kaydetti.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Şenbursa, ''Çocukluk yıllarında veya anne karnında yaşanan bir travma ilerleyen yaşlarda beyin kanaması, şizofreni veya parkinson olarak ortaya çıkabilir. Vücut bir bütündür ve yaşanan her travma vücutta iz bırakır. Problemin temeline inilip tedaviye bu noktadan başlamak gerekir. Asıl kaynağı tedavi etmeye başladığınız anda sahip olunan hastalığın semptomları da azalmaya hatta yok olmaya başlar'' diye konuştu.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px"><strong>TIBBIN YETERSİZ KALDIĞI NOKTADA BAŞLIYOR</strong></div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Hastalarının engelli gruplarındaki cerebral palsi (beyin felci), down sendromu, genetik hastalıklar ve otistik çocuklardan başlayarak dikkat eksikliği, hiperaktivite, MS, parkinson, beyin kanaması, felç, bel fıtığı, migren, zona, fibromiyalji, sinüzit, görme ve duyma kaybı, yüz felcine kadar uzanan geniş bir çerçeveye sahip olduğunu dile getiren Şenbursa, ''Bu yöntem sinir sistemini ilgilendiren her türlü hastalıkta uygulanabiliyor. Refleksoloji, tıbbin yetersiz kaldığı yerden sonra ek tedavi olarak başlıyor'' dedi.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Yutma sorunu olan 90 yaşındaki bir hastasına doktorların mideden beslenme borusu açmayı planladığını, yaralarının açılma riski dolayısıyla bunu yapamadıklarını kaydeden Şenbursa, ''Bunun üzerine hasta yakınları bana geldi. Yutma fonksiyonu beynin sensory-motor bölgesinden kontrol edilir. Herhangi bir sebepten dolayı bu bölgede oluşan problem kişinin yutma fonksiyonunu engeller. </div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Refleks terapi ile direk beyni uyarmak mümkündür, yutma için gerekli olan sinirlere ve kaslara uyarı verilerek yeni hücrelerin ve bağlantıların oluşturulması ile birlikte kaybolan fonksiyon yeniden kazanılır. Yaptığımız tedavi sonrasında hastada yutma yetisi başladı ve hastanın algı düzeyi yükseldi'' şeklinde konuştu.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Şenbursa, öğrenme güçlüğü dolasıyla derslerinde çok başarısız olan bir öğrencinin algılamasının arttığını ve öğrencinin bir süre sonra derslerinde çok iyi notlar almaya başladığını anlattı.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Şenbursa, ''Aynı hastalığa sahip olsalar bile her hasta için kişiye özel tedavi protokolü oluşturulmalıdır. Çünkü eşlik eden semptomlar ya da hastalığın oluşma sebebi herkeste aynı olmayabilir. Hastayı iyi değerlendirmek bu noktada çok önemlidir. Her 3 aylık periyotta verilen uyarılar değiştirilir. Sabır gerektiren ve uzun soluklu bir tedavidir. Hastanın bilincinin yerinde olması tedavinin daha hızlı ilerlemesini sağlıyor. Ayrıca evde yapılacak egzersiz tedavisi ilerlemeye yardımcı oluyor'' diye konuştu.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Her hastalığın iyileşme sürecinin değiştiğini söyleyen Şenbursa, bunun hastalığın derecesine, lezyonun derinliğine, kişinin durumuna ve vücudun tedaviye verdiği cevaba bağlı olduğunu kaydetti.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Bazı ülkelerde devletin tedavi sürecinde ücretini karşıladığını kaydeden Şenbursa, ancak tedavinin Türkiye'de üniversitelerde bölüm olarak var olmadığından dolayı, sosyal güvenlik kurumları tarafından tanınmadığı dolayısıyla devlet tarafından ücretinin karşılanamayacağını kaydetti.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Şenbursa, ancak son dönemlerde özellikle gündüz programlarında tedavinin tanıtılmaya başlandığını belirterek, Türkiye'de tedaviye adaptasyon sürecinin zor olduğunu, çünkü insanların bazı alternatif yöntemler nedeniyle istismar edildiğini aktardı.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Haber 7</div></p>
<p></p>
]]></description><guid isPermaLink="false">11860</guid><pubDate>Sun, 28 Nov 2010 07:56:44 +0000</pubDate></item><item><title>Huntington Hastal&#x131;&#x11F;&#x131;n&#x131;n Tedavisinde Umut I&#x15F;&#x131;&#x11F;&#x131; Do&#x11F;du</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=12853]]></link><description><![CDATA[
<p>ABD'li bilim adamları fareler üzerinde yaptıkları çalışmada, Huntington hastalığında kaybolan belirli bir nöron tipini beyinde üretmeyi ve üretilen yeni hücrelerin beyindeki mevcut nöronal ağlarla bütünleştiğini gösterdi.<br>ABD'deki Rochester Üniveristesi Tıp Merkezi'ndenProf. Dr. Steve Goldman'ın başkanlığındaki bir bilim ekibince yapılan bilimsel çalışma, "Cell Stemm Cell" adlı bilimsel derginin dünkü sayısında yayımlandı.<br>İstem dışı hareketler ve koordinasyonla ilgili problemlerle kendini belli eden kalıtsal, nörodejeneratif bir rahatsızlık olan Huntington hastalığı, vücudun motor işlevlerinin denetimi açısından kritik öneme sahip "orta çatallı nöron" adı verilen belirli bir nöron tipinin yok olması sonucu ortaya çıkıyor. Sonuçta, bilişsel zayıflama ve depresyona neden olan bu ölümcül hastalığı yavaşlatma veya hafifletmenin şu an için bilinen bir yöntemi bulunmuyor.<br>Nöredejeneratif hastalık terimi, sinir sisteminin yapı taşlarını oluşturan, nöron adlı sinir hücrelerini etkileyen çeşitli şartları tanımlayan kapsayıcı bir ifade olarak kullanılıyor<br>Yöntem nasıl ortaya çıktı<br>Araştırmacılar, yeni yöntemi, kanaryaların, hayvanlar alemindeki başka hiçbir canlıda bulunmayan, yetişkinlikte de beyinde yeni nöronlar üretme yeteneğinden yararlanarak geliştirdi.Erişkin nörojenesisi olarak adlandırılanbu yetenek, Goldman ve Rockefeller Üniversitesi'nden Fernando Nottebohm tarafından 1980'li yılların başlarında keşfedilmişti.<br>Kanaryalar üzerinde yaptıkları araştırmanın, erişkin beyin dokusuna yeni nöronların nasıl ekleneceğine ilişkin kendilerine gereken esas bilgiyi verdiğine işaret eden Goldman, "Kuşlarda bunun nasıl olduğu konusunda uzmanlaştıktan sonra, bu süreci erişkin memelilerde nasıl tekrarlayacağımızı bulmaya giriştik" dedi.<br>Goldman ve Nottebohm, kanaryalar üzerinde 10 yıl süren çalışmaları sırasında kuşların yeni şarkılar öğrendiklerinde,beyinlerindeki ses kontrolünden sorumlu bölgelerine yeni nöronlar eklediklerini ortaya çıkarmışlardı.<br>Araştırmacılar, bu çalışmaları sırasında "beyinde elde edilen nörotrofik faktör" (BNDF) adlı bir proteinin üretiminin harekete geçirilmesi durumunda yerel nöral kök hücrelerin nöron üretmeye yönlendirildiklerini belirlemişlerdi.<br>İnsan beyninin bazı bölgelerinin erişkinlikte de nöron üretme yeteneğine sahip olduğu biliniyor. Buna ilişkin en başta gelen örnek beyindeki anıların oluşturulduğu ve kaydedildiği hipokampus bölgesi olarak gösteriliyor. Ancak Huntington hastalığının zarar verdiği beyindeki striyatum bölgesinde bu nöron üretme gücü erişkinliğe ulaşılmasıyla birlikte kayboluyor.<br>Bilimsel çalışmada, BNDF proteini, noggin adlı bir protein ve viral genetik tedavi edici özelliği bulunan salgı bezleriyle bağlantılı bir virüsün kullanıldığı özel bir yöntemle, farelerin beynindeki Huntington hastalığından etkilenen bölge üzerinde harekete geçirildi. Buşekilde beynin söz konusu bölgesinin yakındaki, yeniden nöron üretme yeteneğini kaybetmiş nöral kök hücrelerin,"orta çatallı motor nöronları" sürekli olarak üretmesi sağlandı.<br>Daha sonra üretilen bu tip nöronların Huntington hastalığından etkilenen striyatum bölgesini sardığını ve ardından da mevcut nöronal ağlarla bütünleştiğini gösteren bilim adamları, deneyde yer alan Huntington hastası farelerin ömür beklentilerini iki katına kadar varan sürelerde artırmayı başardı.</p>
<p>AA..</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">12853</guid><pubDate>Sun, 09 Jun 2013 20:16:01 +0000</pubDate></item><item><title>Fel&#xE7; Tedavisinde Yeni Y&#xF6;ntem</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=12793]]></link><description><![CDATA[
<p><strong>	</strong><strong><strong><span style="color:#4b0082"><span style="font-size:14px">İki yeni araştırmaya göre felçli hastaların beyinlerindeki kan pıhtılarını temizlemek için minik ağlar kullanılabilecek...</span></span></strong></strong></p>
<p><img src="http://www.sacitaslan.com/f3/b04_42230.jpg" alt="b04_42230.jpg"></p>
<p><span style="color:#4b0082"><strong><span style="font-size:14px">Kan pıhtıları kan damarlarının tıkanmasına neden olarak beyne oksijen gitmesini engelliyor. Bu da hastaların felç geçirmesine ya da konuşma yetilerini kaybetmelerine neden oluyor. Lancet tıp dergisinde yayınlanan iki araştırma küçük ağların kullanımının felçli hastaların iyileşme oranını artırabileceğini ortaya koyuyor.</span></strong></span></p>
<p><span style="color:#000000"><span style="color:#4b0082"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:14px"><strong>Şu anda felç geçirenlerin kan damarlarını açmak için kullanılan farklı teknikler mevcut. Bazı hastalara pıhtı çözücü ilaçlar veriliyor ancak bu ilaçların tıkanmanın yaşandığı andan en fazla bir kaç saat sonra alınması gerekiyor ve tüm hastalar bu ilaçları kullanamıyor.</strong></span></span></span></span></span></p>
<p><span style="color:#000000"><span style="color:#4b0082"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:14px"><strong>Pıhtıyı damardan çıkarmak için geliştirilmiş başka yöntemler de var. Bazen damarlardan bir boru geçirilerek pıhtı sıkıştığı yerden oynatılıyor. Ancak bu her durumda uygulanabilen kolay bir yöntem değil. Önerilen yeni tedavi de bu yönteme benziyor ancak bir boru yerine küçük bir kafes kullanılıyor.</strong></span></span></span></span></span></p>
<p><span style="color:#000000"><span style="color:#4b0082"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:14px"><strong>Bu küçük kafesler, pıhtıyı damarın içinde yakalayıp hapsediyor. Böylece kafes vücuttan çıkarıldığında pıhtı da çıkmış oluyor.</strong></span></span></span></span></span></p>
<p><span style="color:#000000"><span style="color:#4b0082"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:14px"><strong>Bu yeni yöntemle tedavi edilen 113 hastadan yüzde 58'inin beyin fonksiyonlarını tamamen geri kazandıkları görüldü. Boru kullanılan yöntemde bu oran yüzde 33'de kalıyordu.Bu tedavinin uygulandığı 178 hasta üzerinde yapılan ayrı bir araştırma da bu tedavi yönteminin hastanın kendi başına yaşayabilme olasılığını iki katına çıkardığını gösterdi.</strong></span></span></span></span></span></p>
<p><span style="color:#000000"><span style="color:#4b0082"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:14px"><strong>Tedaviyi geliştiren araştırmacılardan biri olan California Üniversitesi'nden Prof. Jeffrey Saver bu tekniğin gelecekte daha sık kullanılacağını çünkü ilaç tedavisinden daha güvenli ve etkili olduğunu söyledi.</strong></span></span></span></span></span></p>
<p><span style="color:#000000"><span style="color:#4b0082"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:14px"><strong>Saver, </strong></span></span></span></span></span><span style="color:#000000"><span style="color:#4b0082"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:14px"><strong><strong>"Pıhtı çözücü ilaçlar damarların sadece yüzde 40'ını yeniden açabiliyor. Bu küçük ağlar damarların yüzde 70 hatta yüzde 90'ını açıyor. Ayrıca bu tedavi pıhtı çözücü, kan sulandırıcı ilaçları kullanamayan hastalarda da uygulanabilecek''</strong></strong></span></span></span></span></span><span style="color:#000000"><span style="color:#4b0082"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:14px"><strong> dedi.</strong></span></span></span></span></span></p>
]]></description><guid isPermaLink="false">12793</guid><pubDate>Thu, 06 Sep 2012 14:16:54 +0000</pubDate></item><item><title>E-Re&#xE7;ete 24 Nisan'da Pilot il Eski&#x15F;ehir'de Ba&#x15F;layacak</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=12680]]></link><description><![CDATA[
<p>E-reçete 24 Nisan'da pilot il Eskişehir'de başlayacak</p>
<p></p>
<p><div style="margin-left:25px">Sağlık alanında yaşanan suiistimallerin önünü geçecek elektronik reçete uygulaması, 24 Nisan'da pilot il Eskişehir'de başlayacak. E-reçetinin yenilikleri ve faydaları:</div></p>
<p><div style="margin-left:25px"><strong><span style="text-decoration:underline">Çetin Çiftçi'nin haberi</span></strong></div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Sistem sayesinde hem SGK, hem doktorlar, hem eczacılar, hem de hastaların karşılaştığı sorunlar büyük ölçüde ortadan kalkacak. Hayali reçeteler de tarihe karışacak.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), birçok usulsüzlüğün yaşandığı sağlık harcamalarını kontrol altına alacak bir projeye imza atıyor. Sağlık hizmetlerinden faydalanan tüm vatandaşları ilgilendiren sistemle sağlık karnesinde olduğu gibi kağıt reçete de uygulamadan kalkıyor. Yeni sistem ile hem daha sağlıklı bir işleyiş hem de suiistimallerin önüne geçilmesi hedefleniyor. Sistemin hizmete başlaması ile vatandaş ilacını TC kimlik numarası ile eczaneden alabilecek. Yanlış ilaç verme, hekimin belgisi dışında reçete yazılması, başkasının adına ilaç alma, sahte reçete, reçetenin kaybolması veya yırtılması gibi problemler ortadan kalkacak. Kamunun bu sektörde yapılan usulsüzlükler nedeniyle uğradığı trilyonlarla ifade edilen zararların da önüne geçilebilecek.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px"><strong><span style="color:#0000ff">KAĞITTAN BÜYÜK TASARRUF</span></strong></div></p>
<p><div style="margin-left:25px">SGK Eskişehir İl Müdürü Cahit Gürsel Akpolat, yeni sistem ile ilaç kullanımına ilişkin olarak oluşturulan elektronik raporlar, ayaktan ve yatan hastalara yapılan tüm tetkik-tedavi-ilaç-malzeme işlemine ait kayıtlarının elektronik ortama alınacağını söyledi. Türkiye'de günde 1.5 milyon reçete kağıdı kullanıldığını dile getiren Akpolat, sadece kağıt tasarrufu açısından değerlendirilmesi halinde bile sistemin büyük tasarruf sağlayacağını kaydetti. Süreç içerisinde faturaların da elektronik olarak alınabileceğini dile getiren Akpolat, Eskişehir'in uygulamaya hazır olduğunu ve 24 Nisan salı günü başlanılacağını dile getirdi. Tüm Türkiye'de ise sisteme 1 Temmuz'da geçilecek.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px"><strong><span style="color:#0000ff">ECZACILARIN İŞİ KOLAYLAŞIYOR</span></strong></div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Reçetenin kaydı aşamasında yaklaşık 31 çeşit bilgiyi Medula eczane provizyon sistemine kaydetmek zorunda kalan eczacıların işi de kolaylaşıyor. Eczacılar sadece 6 çeşit bilgiyi sisteme kaydedecekler. Eczaneler farkına varamadan işledikleri sahte reçetelerden dolayı da artık ceza yemeyecekler.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px"><strong><span style="color:#0000ff">GÜNDE 300 REÇETE YAZAN VAR</span></strong></div></p>
<p><div style="margin-left:25px">SGK yaptığı denetimde bir günde 60 ila 300 arasında reçete yazan 861 hekim tespit etti. Bir hekimin bir yılda yazdığı reçete sayısı ise 67 bini buluyor. Toplamda 861 hekim bir yılda 12 milyon 400 bin reçete yazmış. Bir başka örnekte ise bir bayan hastaya bir yıl içerisinde 49 adet reçetede 120 değişik ilaç yazıldığı tespit edildi. SGK yeni sistem ile bu tür suiistimallerin önüne geçecek ve daha kolay denetleme imkanına kavuşacak.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px"><strong><span style="color:#0000ff">E-reçetinin yenilikleri ve faydaları</span></strong></div></p>
<p><div style="margin-left:25px">* Hekimin bilgisi ve kontrolü dışında, o hekime ait reçete üretilemeyecek.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">* Eczanede hekimin yazısının okunamaması yada yanlış ilaç verme olayları ortadan kalkacak.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">* Reçetenin kaybolması, yırtılması gibi olaylar yaşanmayacak.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">* Sahte reçetelerden dolayı eczaneler yaşadıkları cezai durumlar yaşanmayacak</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">* Reçetenin kaydı aşamasında eczacılar yaklaşık 31 çeşit bilgiyi Medula eczane provizyon sistemine kaydetmek zorundalar. E-reçete sonrası ise eczacılar yalnızca 6 çeşit bilgiyi sisteme kaydedecek.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">* Kağıt reçetede tahrifat, ilaç eklenmesi gibi kimin tarafından yapıldığının tespitinin zor olduğu durumlar oluşmayacak, eczaneler cezai işlemlerle karşılaşmayacak.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">* Eczaneler geri ödeme amacıyla elektronik reçeteleri ve eki belgeleri kuruma teslim etmeyecek.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">* Kurum ve üçüncü kişiler tarafından yapılacak inceleme ve denetimlerde ilgili reçeteye ulaşmak açısından yaşanan sorunlar ortadan kalkacak.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px"><span style="color:#000000">BUGÜN GAZETESİ</span></div></p>
<p></p>
]]></description><guid isPermaLink="false">12680</guid><pubDate>Mon, 07 May 2012 14:48:03 +0000</pubDate></item><item><title>Sin&#xFC;zit Beyin &#x130;ltihaplanmas&#x131;na Ve K&#xF6;rl&#xFC;&#x11F;e Neden Olabilir!</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=12679]]></link><description><![CDATA[
<p>Sinüzit beyin iltihaplanmasına ve körlüğe neden olabilir!</p>
<p><div style="margin-left:25px"><strong>Denizli Devlet Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Ahmet Serdar Saraçel, sinüzit hastalığının tedavi edilmediğinde, iltihabın göz çukuru içine yayılması ve körlüğe kadar gidebilen görme bozukluklarıyla beyin iltihaplanmasına neden olabileceğini kaydetti. </strong></div></p>
<p><div style="margin-left:25px"><strong>İHLAS SON DAKİKA - </strong></div><div style="margin-left:25px">Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Ahmet Serdar Saraçel mevsim değişikliği, alerjik reaksiyonlar, vücut direncinin düşmesi ve banyodan sonra hemen dışarı çıkılmasının sinüzitin oluşmasına zemin hazırladığını belirtti.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Özellikle kronik sinüzitin tedavi edilmezse ciddi boyutta sağlığı tehdit ettiğini ifade eden Op. Dr. Saraçel şunları söyledi:</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">"Burun çevresindeki sinüs adı verilen boşlukların iltihaplanmasına sinüzit adı verilir. Genel olarak söylemek gerekirse sinüsleri temizleyen ince kanallar tıkanırsa sinüzit hastalığı başlar. Sinüs kanallarının tıkanıklığına bazı burun içi ve sinüslerle ilgili yapısal koşullar, tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları, alerjik sebepler, burun ve geniz eti gibi oluşumlar yol açabilir. Sinüzit genel olarak akut ve kronik olarak ikiye ayrılır. Akut sinüzit yeni oluşan sinüzit anlamına gelir. Uygun tedavi edildiğinde tamamen iyileşir.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Ancak kronik sinüzit sinüslerde sürekli bir iltihap anlamına gelir ve tedavisi de zordur. Birçok kez ameliyat gerektirir. Akut sinüzitte şikayetler daha şiddetlidir. Hastayı en çok rahatsız eden şikayetlerden biri ağrıdır. Bu hangi sinüsün iltihaplandığına göre baş ağrısı, yüz ağrısı, göz çevresinde ağrı şeklinde olur. Genellikle öne doğru eğilmekle artar. Ayrıca burun tıkanıklığı, burun akıntısı, koku duyusunda azalma, geniz akıntısı, ateş, çene ve dişlerde ağrı, ağız kokusu, burun kanaması, göz kapakları ve yüzde şişme gibi belirtiler olur."</div></p>
<p><div style="margin-left:25px"><strong>"Beyin iltihabı ve körlüğe kadar gider"</strong></div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Sinüzitin ciddi problemlere yol açmayan bir hastalık olduğunu, ancak dikkat edilmesi gerektiğini kaydeden Dr. Saraçel açıklamasını şöyle sürdürdü:</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">"İltihabın yayılmasına bağlı bazı komplikasyonlar gelişebilir. Bunlardan en önemlileri iltihabın göz çukuru içine yayılması ve körlüğe kadar gidebilen hastalıklar, beyin zarına veya beyin içine yayılarak abse oluşması, iltihabın sinüs içinde abseleşmesi ve kemik iltihabı sayılabilir. Bu tür durumlar oluştuğunda tedavi daha ciddi yapılmalıdır ve ilaç tedavisiyle ameliyat gerektirir. Komplikasyon oluşturmamış kronik sinüzitler Endoskopik Sinüs Cerrahisi denilen yöntemle her hangi bir kesi oluşturmadan kolaylıkla tedavi edilebilir."</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">İHLAS HABER</div></p>
]]></description><guid isPermaLink="false">12679</guid><pubDate>Mon, 07 May 2012 14:41:04 +0000</pubDate></item><item><title>Do&#xE7;. Dr. Mehmet Akif Eskan'dan Tarihe Ge&#xE7;ecek Bulu&#x15F;</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=12678]]></link><description><![CDATA[
<p>Doç. Dr. Mehmet Akif Eskan'dan Tarihe Geçecek Buluş</p>
<p><div style="margin-left:25px"><span style="font-family:verdana">ABD'nin Kentucky Eyaleti'ndeki University of Louisville'de öğretim üyesi olan Doç. Dr. Mehmet Akif Eskan, diş eti ve çene kemiği dokularındaki kronik iltihabi hastalıkların, vücudun kendi salgıladığı 'Del-1' adı verilen protein ile tedavi edilebileceğini ortaya çıkardı. Nature Immunology dergisine kapak olan araştırmasına ABD Sağlık Bakanlığı'nın 1.8 milyon dolar destek verdiği Doç. Dr. Eskan, "İlacın bir yıl içinde kullanıma sunulacağını umuyoruz" dedi.</span></div></p>
<p><div style="margin-left:25px"><span style="font-family:verdana">Amerika'da tıp araştırmalarının duyurulduğu en prestijli dergilerden Nature Immunology, Mayıs ayı sayısında tarihinde ilk kez bir diş hekiminin çalışmasına yer verdi. Bu diş hekimi, çalışmalarını 2005 yılından bu yana Kentucky Eyaleti'ndeki University of Louisville'de sürdüren Türk bilim adamı Doç. Dr. Eskan olurken, dergi, araştırmayı 'ayın en iyi yayını' seçerek kapağından duyurdu.</span></div></p>
<p><div style="margin-left:25px"><span style="font-family:verdana">Parlak bir eğitim geçmişine ve kariyere sahip olan Doç. Dr. Mehmet Akif Eskan, diş dokusunu çevreleyen yumuşak (diş eti) ve sert (çene kemiği) dokularının iltihaplanmasının yetişkinlerin yaklaşık yüzde 15'inde diş kaybına neden olan bir kronik durum olduğunu, bundan yola çıkarak 2.5 yıl önce ekibiyle araştırma başlattıklarını söyledi. Diş eti hastalıklarının sadece diş kaybına yol açmadığı, aynı zamanda erken doğum, üst solunum yolu veya kalp rahatsızlıklarına da neden olduğunun bilindiğini vurgulayan Doç. Dr. Eskan, "Araştırmamızda sadece diş eti iltihapları değil yaşlanma ile artan kronik iltihabi hastalıklar mercek altına alındı" dedi.</span></div></p>
<p><div style="margin-left:25px"><span style="font-family:verdana">TEDAVİ EDİCİ PROTEİNİ BULDUK</span></div></p>
<p><div style="margin-left:25px"><span style="font-family:verdana">Doç. Dr. Mehmet Akif Eskan, bu araştırmanın sonucunda kronik iltihabi hastalıkların, 'Del-1'adlı vücudun kendi salgıladığı protein tarafından tedavi edilebileceğini ortaya koyduklarını belirterek çalışması hakkında şu açıklamayı yaptı:</span></div></p>
<p><div style="margin-left:25px"><span style="font-family:verdana">"Kan dolaşımındaki beyaz küre hücrelerinin en çoğunu oluşturan nötrofil hücrelerinin, iltihabi reaksiyonlarda önemli rol oynadığı çok iyi biliniyor. Bu hücrelerin önemli bir özelliği sadece iltihaba neden olan faktöre karşı değil aynı zamanda da etrafındaki sağlıklı dokuların da yıkımına yol açmasıdır. Yani iki ucu keskin kılıç gibidir azlığında vücut yeterli cevap veremez, çokluğunda ise etrafındaki sağlıklı dokulara hasar verir. Dolayısıyla bu beyaz kan hücrelerinin kontrollü bir şekilde çalışması insan sağlığı için çok önemlidir. Aksi takdirde akut olan iltihabi reaksiyonlar zamanla kronik hal alır ve kanser veya bazı bağışıklık sistemi hastalıkları gibi ciddi hastalıklara yol açabilir. Araştırmamızla, dünyada ilk kez bu nötrofillerin iç etkenler tarafından nasıl kontrol edildiğini ve bu kontrol mekanizmasında çok kritik bir rol oynayan Del-1 adlı proteinin yaşlanmayla miktarının azaldığını açıkça gösterdik. Bu çalışma sadece diş eti dokuları tedavisi için değil, aynı zamanda diğer pek çok sistemik kronik iltihabi hastalıkların (multiple sclerosis, romatoid eklem hastalığı ve kronik bağırsak iltihabı hastalığı gibi) tedavisi için de bir ümit ışığı yaktı. Del-1 adlı proteinin en önemli özelliği endojenik olmasıdır. Yani vücudun kendi yaptığı bir protein olması ve enjekte edilen yerde etkisini lokal olarak göstermesidir. Günümüzde kronik iltihabi hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların çeşitli yan etkileri var. Vücudun kendi proteini olduğu için Del-1 proteini ile tedavide böyle yan etkiler olmayacak."</span></div></p>
<p><div style="margin-left:25px"><span style="font-family:verdana">BİR YIL İÇİNDE KULLANIMDA OLACAK</span></div></p>
<p><div style="margin-left:25px"><span style="font-family:verdana">Doç. Dr. Mehmet Akif Eskan, ilk çalışmaları fareler üzerinde yaptıklarını, Del-1 proteininin nötrofillerin trafiğini kontrol ettiğini gösterdikten sonra insan çalışmalarına başladıklarını söyledi. Farelerdeki Del-1 proteini ile insanlardaki Del-1 proteininin yüzde 96 oranında benzerlik gösterdiğini saptadıklarını belirten Doç. Dr. Eskan, "İnsanlar üzerinde yaptığımız çalışmalarda aynı etkiyi görmemiz çalışmalarımıza hız kazandırdı. Bu çalışmaların devam edip kısa sürede sonuçlandırılması için ABD Sağlık Bakanlığı araştırmamıza hem manevi hem de 1.8 milyon dolar maddi destekte bulundu. İlacın bir yıl içinde kullanıma sunulacağını umuyoruz. Böylelikle halen romatizmal, bağırsak iltihabı gibi hastalıklarla mücadele eden hastalara büyük yararımız dokunacağını ümit ediyoruz" dedi.</span></div></p>
<p><div style="margin-left:25px"><span style="font-family:verdana">DOÇ. DR.MEHMET AKİF ESKAN KİMDİR?</span></div></p>
<p><div style="margin-left:25px"><span style="font-family:verdana">1974 Bayburt doğumlu Eskan, 1992'de Bayburt İmam Hatip Lisesi'ni, 1997'de ise Hacettepe Diş Hekimliği'ni okul birincisi olarak bitirdi. 2005 yılında geldiği Amerika'da periodontoloji araştırmalarına devam edip 3 yıl kadar sadece laboratuvar ortamında araştırma yapan Eskan, 2008 yılında University of Louisville Diş Hekimliği Periodontolgy Bölümü'nde uzmanlık, Oral Biology'de master ve 2009'da da aynı üniversitenin Tıp Fakültesi Microbiology ve Immunology Bölümü'nde doktora çalışmalarına başladı. Üç programı eşzamanlı yürütüp 2011 yılında uzmanlık ve doktora derecesini alarak mezun oldu. Eskan'ın uzmanlığının ilk yılında American Periodontolgy Akademi'sinin üç yılda bir ABD genelinde sadece iki kişiye verdiği en prestijli ödülü Harvard Üniversitesi'nden bir uzman ile paylaşması ve bu ödülün 214 yıllık University of Louisville tarihinde ilk olması dikkatleri çekti. Mezuniyet sonrası aynı bölümde asistan profesör olarak hocalığa başlayan Eskan, halen University of Louisville Diş Hekimliği Periodontoloji Bölümü'nde öğretim üyesi olarak çalışıyor.</span></div></p>
<p><div style="margin-left:25px"><span style="font-family:verdana">İhlas Haber</span></div></p>
]]></description><guid isPermaLink="false">12678</guid><pubDate>Mon, 07 May 2012 14:25:35 +0000</pubDate></item><item><title>D&#xFC;nya Sa&#x11F;l&#x131;k &#xD6;rg&#xFC;t&#xFC;'nden Korkutan A&#xE7;&#x131;klama</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=12627]]></link><description><![CDATA[
<p><strong>	Dünya Sağlık Örgütü'nden korkutan açıklama</strong></p>
<p><a href="http://www.haber7.com/saglik/" rel="external nofollow"><img src="http://image.haber7.com/haber/haber7/bigmanset/436920120317095503737.jpg" alt="436920120317095503737.jpg"></a></p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü, insanlar tarafından bilinçsiz bir şekilde kullanılan antibiyotiklerin artık mikroplara karşı etkisiz kaldığı uyarısında bulunarak, 'basit çizik bile ölümcül olabilir' dedi</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü, (WHO) dünya genelinde bilinçsizce kullanımdan dolayı "modern ilaç" olarak tabir edilen antibiyotik çağının sonuna gelindiği uyarısında bulundu. Independent gazetesine konuşan WHO Genel Direktörü Margaret Chen, önemsiz hastalıklarda bile doktorlar tarafından bilinçsizce önerilen antibiyotiklerin bu kadar yaygın olarak kullanılmasının, sonunda sık sık görülen hastalıklara yol açan mikropları bile mutasyona uğratarak bu ilaca karşı dirençli hale getirdiğine dikkat çekti.</p>
<p><strong><span style="color:#0000FF">Çizik bile ölümcül olabilir</span></strong></p>
<p>Chen, "Antibiyotik sonrası döneme hazırlıklı olun. Bu küresel anlamda modern ilaç çağının sonu anlamına geliyor. Yakında çocukların dizlerindeki çizikler bile ölümcül olabilir. Hastaların kalça protezi gibi basit ameliyatlarda bile hayatlarıyla kumar oynamak zorunda kalabilir" uyarısında bulundu. Chen, antibiyotiklerin bilinçsiz kullanımından dolayı Avrupa genelinde antibiyotiğe dirençli mikroplarda yüzde 50 oranında artış olduğuna dikkat çekti.</p>
<p><strong><span style="color:#0000FF">Hayvanlarda kullanımı için de kısıtlama isteniyor</span></strong></p>
<p>Chen, İngiltere'de 2005-2009 yılları arasında kolibasili bakterisinden zehirlenenlerde yüzde 30 artış olduğunu dile getirdi. Doktorlara, hastalarına uygun antibiyotikler yazmaları ve hastaların da antibiyotik tedavisine harfiyen uyması çağrısında bulunan Margaret Chen ayrıca, antibiyotiklerin hayvan yetiştiriciliğinde kullanılmasına da kısıtlamalar getirilmesini istiyor.</p>
<p>Haber 7</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">12627</guid><pubDate>Sat, 17 Mar 2012 12:55:40 +0000</pubDate></item><item><title>&#x130;la&#xE7;ta &#xD6;deme Sistemi Silba&#x15F;tan</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=12626]]></link><description><![CDATA[
<p><strong>	İlaçta ödeme sistemi silbaştan</strong></p>
<p><a href="http://www.haber7.com/saglik/" rel="external nofollow"><img src="http://image.haber7.com/haber/haber7/bigmanset/589820120317112357876.jpg" alt="589820120317112357876.jpg"></a></p>
<p>İlaçta ıskonto sisteminin değişmesi gündemde. SGK sorun yaratan sistem yerine ilaca veya firmaya göre ödeme planlıyor.</p>
<p>Sosyal Güvenlik Kurumu, sürekli kriz yaşanmasına neden olan ilaçta kamu ıskonto sistemini değiştirmek için harekete geçti. Halen uygulanmakta olan ve ilaç bütçesi için öngörülen rakamın aşılması durumunda kamuya ıskonto yapılması uygulamasının yerine geçecek yeni bir sistem aranıyor. 2013’ten itibaren uygulanacak sistem için bazı firma ve ilaç gruplarına göre bütçeleme yapılması, terapötik eşdeğer ilaç fiyatlandırmasına kadar birçok ödeme sistemi inceleniyor. İlaçta kamu ıskontosu, geçen günlerde tekrar gündeme gelmişti. Tüm Eczacı İşverenleri Sendikası (TEİS) yaptığı açıklamayla; ilaçta yeni bir krizin kapıda olduğunu belirtmişti.</p>
<p>Şu anki sistemde, kamu ıskontosu sistemi uygulanıyor. Buna göre ilaç ödemeleri için kamu belli bir rakam ayrıyor, bu rakamın aşılacağının ortaya çıkması durumunda ise ilaç fiyatlarında ilave ıskontolar gündeme geliyor. Ancak son olarak 2011 Aralık ayında yaşandığı gibi bu sistem sürekli olarak tartışmaları da beraberinde getiriyor. Iskontoların yüksek olması nedeniyle geçen aylarda hayati ilaçlar piyasada bulunamamış ve bazı ıskontolar geri çekilmişti.</p>
<p>SGK’nın ise, bu durumların tekrarlanmasını önlemek için; ilaçta sürekli olarak krize neden olan kamu ıskonto sistemine neşter atmaya hazırlandığı öğrenildi. Edinilen bilgiye göre, 2013 yılından itibaren bu sistemin kaldırılması için alternatif geri ödeme sistemleri masaya yatırıldı. Şu anda ise, birçok farklı model değerlendiriliyor. Bunlar arasında ‘terapötik eşdeğer ilaç’ sistemi ve ilaçlar için belli bütçeler belirlenmesi öne çıkıyor.</p>
<p><strong><span style="color:#0000FF">2004’te ıskonto sistemine geçildi</span></strong></p>
<p>Türkiye’de ilaçlar için getirilen geri ödeme sistemi, 2004 yılında radikal olarak değiştirildi. Getirilen yeni sistemde, kamunun en büyük ilaç alıcısı olduğu belirtilerek, ıskonto modeline geçildi. Buna göre, artık ilaçlar sosyal güvenlik kurumlarına satılırken, normal fiyatları üzerinden ‘kamu ıskontosu’ uygulanacaktı. Ancak ilaç harcamalarındaki artışın durdurulamaması üzerine, global bütçe uygulaması da devreye girdi. Global bütçe kapsamında, yıl başında öngörülen ilaç harcamalarının aşılacağının ortaya çıkması durumunda, ilave ıskonto uygulamaya giriyor.</p>
<p><strong><span style="color:#0000FF">İşte yeni modeller</span></strong></p>
<p>Terapötik eşdeğer ödeme sistemi:</p>
<p>Aynı tedaviyi yapan farklı ilaçlar için tek bir fiyat belirleniyor ve hepsine bu rakam üzerinden ödeme yapılıyor. Bu sisteme geçilmesi durumunda doktor hastasına hangi ağrı kesiciyi yazarsa yazsın, kamu bu ilaçlara tek bir fiyat üzerinden standart ücret ödeyecek. Uygulama insülin gibi bazı kritik ilaçların korumaya alınmasını gündeme getirecek.</p>
<p><strong><span style="color:#0000FF">İlaç için belli bütçe belirlenmesi:</span></strong></p>
<p>Halen kısmen uygulanan sistemin genişletilmesi de gündemde. Bu modelde ise, yılbaşında bütçe hazırlanırken; belli ilaç grupları veya ilaç firmaları için bir ödenek ayrılacak. Bu ilaç gruplarına veya firmalara yapılan ödemelerde de, yıl boyunca bu ödenek esas olacak. Ödenek aşılırsa tedbir alınacak</p>
<p>Haber7</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">12626</guid><pubDate>Sat, 17 Mar 2012 12:47:45 +0000</pubDate></item><item><title>B&#xF6;brek Yetmezli&#x11F;i Sinsi &#x130;lerleyen Hastal&#x131;k</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=12625]]></link><description><![CDATA[
<p><strong>	Böbrek yetmezliği sinsi ilerleyen hastalık</strong></p>
<p><a href="http://www.haber7.com/saglik/" rel="external nofollow"><img src="http://image.haber7.com/haber/haber7/bigmanset/867420110521102808765.jpg" alt="867420110521102808765.jpg"></a></p>
<p>Radyo7'de Eda'yla Gün Ortası Programı Sağlıklı Yaşam bölümünün bu hafta ki konuğu Nefroloji Uzmanı Prof.Dr.Aydın Türkmen oldu. Böbrek yetmezliği hakkında açıklamalar yaptı.</p>
<p><strong>Eda :</strong> Böbreklerimizin görevini tanımlar mısınız ?</p>
<p><strong>Aydın TÜRKMEN :</strong> Böbreklerimiz kitle olarak çok küçük organlardır.Toplam vücut ağırlığımızın 0,5’ini oluşturuyorlar.Hayati fonksiyonlarını yerine getirmelidir.Mesela; gıdalardan arta kalan zehirli maddeleri uzaklaştırmak,vücudun tuz oranını dengelemek.Bunlar yapılamadığı zaman kişinin yaşaması mümkün olmuyor.Ayrıca,kan yapıcı horman salgılıyorlar.Her iki böbrek çalışmazsa anemi ortaya çıkıyor.Bu da insan sağlığına olumsuz etkiler sağlıyor.Halsizlik yapıyor,insaların yaşam kalitesi düşüyor.İskelet kas sistemini ilgilendiren görevleri var.Bunlar yapılamadığı zaman kemiklerde ciddi erimeler, kırılmalar ortaya çıkıyor.</p>
<p><strong><span style="color:#0000FF">Deprem de akut böbrek yetersizliği ortaya çıkabiliyor…</span></strong></p>
<p><strong>Eda :</strong> Böbreklerimiz hastalık sinyali veriyor mu ?</p>
<p><strong>Aydın TÜRKMEN :</strong> Böbrek fonksiyonlarının bozulmaları çok kısa sürede oluşabiliyor.Akut böbrek yetmezliği kendini belli ediyor.İdrar miktarı kesilebiliyor.Vücutta yoğun bir şekilde şişmeler ortaya çıkabiliyor.Bulantı ve kusmalar olabiliyor.ciddi kramplar söz konusu olabiliyor.Özellikle deprem de blokların altında kalıp kas ezilmesi sonrası akut böbrek yetersizliği ortaya çıkıyor.Akut,böbrek yetersizliğinin geri dönüşü var demektir.Yani tamamen düzelebilir.Bazen 1-2 Ay diyalize alıyoruz ancak,sonrasında düzelme görülüyor.Kısa süreli bir tedavi ile iyileşiyorlar.</p>
<p><strong><span style="color:#0000FF">Kronik böbrek yetersizliği çok sinsi ilerler…</span></strong></p>
<p><strong>Eda :</strong> Kronik böbrek yetmezliğinde neler oluyor?</p>
<p><strong>Aydın TÜRKMEN :</strong> Çok sinsi ileryen bir hastalıktır.Bazen böbrek yetersizliğinin en uç aşamasında olsalar bile şikayetleri olmayabiliyor.Şikayet olarak;halsizlik,ayak ve göz çevresinde ödem oluşuyor.Daha ilerledikçe kaslarda kramplar ortaya çıkabiliyor.İdrar şeklinde değişiklikler ortaya çıkıyor.Mesela;geceleri çok sık idrara çıkabiliyorlar.Bu şikayetler ileride geri dönüşü olmayan durumlara sebep oluyor.Kronik,böbrek fonksiyonlarının eskisi gibi kazanılması mümkün değil demektir.Artık bu hastalık yavaş yavaş ilerler.Evreleri var ve son evreye ulaşınca da böbrek nakli yada diyaliz yapmak gerekiyor.</p>
<p><strong><span style="color:#0000FF">Her 6-7 kişiden biri böbrek hastası…</span></strong></p>
<p><strong>Eda :</strong> Kronik böbrek yetersizliği ne sıklıkta görülüyor? Nedenleri nelerdir?</p>
<p><strong>AYDIN TÜRKMEN :</strong> Şuanda erişkin nüfusumuz için yaklaşık %15-%16 olarak görülüyor.Yani her 6-7 kişiden birtanesi böbrek hastası.Giderek artan bir sıklıkta görülüyor.Çocuklarda daha çok doğumsal kökenli hastalıklardan gelen böbrek yetersizliği var.Erişkinlerde ki en büyük sorundan biri diyabet.Bir diğeri ise;hipertansiyondur..Bu hastalıklara sahip yakınları olanlar varsa mutlaka böbreklerini kontrol ettirmelidirler.Genetik yatkınlıkta var.Ülkemizde hipertansiyon% 33 sıklıkta görülüyor.Diyabet,%12 sıklıkta görülüyor.Bunların çoğunda böbrek sorunu olabiliyor.Hastalığın nedenleri ise ;Kronik nefritler ön sırada ve onun dışında böbreklerin mikrobik hastalıkları böbrek taşları zemininde oluşan hastalıklar olabilir.Bir diğer neden ise;ürolojik neden olabiliyor.Çocuklarda ki nedenlerin çoğu ürolojik nedenlerdir.</p>
<p><strong><span style="color:#0000FF">Kronik böbrek yetersizliği ilaçla tamamen geçmez…</span></strong></p>
<p><strong>Eda :</strong> Kronik böbrek yetmezliği ilaçla tedavi edilebilir mi ?</p>
<p><strong>AYDIN TÜRKMEN :</strong> Kronik böbrek yetersizliğini normale çevirmek mümkün değildir.İlaç kullanılırsa çok düşük evrelerde tutup, ömür boyu hastayı o şekilde idame ettirebilirsiniz.Yardımcı ilaç tedavileri önemlidir.Diyabete ve hipertanisyona bağlı böbrek yetersizliği çıktığı anda,eğer çok düşük aşamada saptanırsa o zaman diyabet ve hipertansiyonu tedavi edici ilaçlar verilirse hastanın böbrek yetersizliği geriye dönmez belki ama,olduğu yerde kalır.Yani ilerlemez.Bu hasta da ömür boyu diyaliz ve böbrek nakli gerekmeyecektir.</p>
<p><strong><span style="color:#0000FF">Tuz hayat fonksiyonlarınızı yok eder…</span></strong></p>
<p><strong>Eda :</strong> Kronik böbrek yetmezliğinde beslenme önemli mi ?</p>
<p><strong>AYDIN TÜRKMEN :</strong> Hastalığın her evresinde değişen diyet önerileri vardır.Tuzu asla önermiyoruz.Günlük tuz ihtiyacı 5-6 gramdır.Ama ülkemizde 18 gram olarak tüketiliyor.Bilinçli beslenmeyi öğrenip,alışmalıyız.Fosfor denilen bir elektrolit var.Bunu içeren gıdalardan olabildiğince az beslenmek gerekiyor.Potasyumdan fakir diyet öneriliyor.Protein alınımını azaltmak gerekiyor.</p>
<p><strong><span style="color:#0000FF">En kaliteli tedavi böbrek naklidir…</span></strong></p>
<p><strong>Eda :</strong> Diyalize hangi aşamada gerek duyuyorsunuz ?</p>
<p><strong>AYDIN TÜRKMEN :</strong> Böbrek fonksiyonlarını derecelendiriyoruz. %10 civarına indiği zaman bazı rakamlara göre böbreğin fonksiyonlarını yerine koyma tedavisi yapıyoruz.Böbrek yetersizliği kesin ve kronik ise;rakamlara bakmadan hemodiyaliz yapıyoruz.Hastaların %80’i bu şekilde yaşamlarını sürdürüyorlar.Periton diyaliz de karından yapılıyor.%5 civarında hasta da bu şekilde yaşamını sürdürüyor.En kaliteli olan böbrek nakli ise;%15 civarında hastaya uygulanıyor.Hastalar düzenli takip ediliyorlarsa birkaç ay sonra diyalize girmeleri gerekiyorsa,en ideal yöntem böbrek naklidir.Kadavradan yapılan böbrek nakli sayısı maalesef az.</p>
<p><strong><span style="color:#0000FF">Organ bağışı hayat kurtarır…</span></strong></p>
<p><strong>Eda :</strong> Böbrek naki hangi durumlarda şarttır ?</p>
<p><strong>AYDIN TÜRKMEN :</strong> En kaliteli yöntemdir.İmkan bulunsa her hastaya yapmak gerekir.Tümörel ve kardiyovasküler hastalıklar önemlidir.Hastalarda ki yaşam beklentisi çok kısa ise,böbrek naklini imkanlar doğrultusunda tavsiye ediyoruz.Bunu çok sayıda hastaya sunabilmek için en ideal yöntem kadavradan olan böbrek nakilleridir.Ülkemiz bu konuda bayağı geride sayılır.Batıda % 80 kadavra,bizim ülkemiz de % 80 canlıdan nakil yapılıyor.Kadavra bağış oranlarının artması lazım.</p>
<p>Haber 7</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">12625</guid><pubDate>Wed, 14 Mar 2012 15:50:54 +0000</pubDate></item><item><title>Ameliyatla Boyu 15.24 Santimetre Uzat&#x131;ld&#x131;</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=12622]]></link><description><![CDATA[
<p><img src="http://www.trthaber.com/resimler/52000/53906.jpg" alt="53906.jpg"></p>
<p>Ameliyatla boyu 15.24 santimetre uzatıldı</p>
<p><div style="margin-left:25px">ABD’nin New York kentinde yaşayan ve boyunun kısa olmasından dolayı sıkıntı yaşayan bir adam 2 ameliyatla 15.24 santimetre uzatıldı.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">ABD’nin New York şehrinde yaşayan, gerçek adını açıklamayan ve internette kendisini “Apotheosis” olarak tanıtan 37 yaşındaki adam Amerika’daki erkeklerin boy ortalamasının altında olan boyunu uzatmaya karar verdi. 2 operasyon geçiren adamın boyu şimdi eskisine göre 15.24 santimetre daha uzun.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Ameliyatları için büyük miktarda para harcadığını belirten "Apotheosis" konuyla ilgili olarak şöyle konuştu: “Kendimi nasıl hoş bir adam olarak görüyorsam tüm dünyanın da beni aynı şekilde görmesini istedim.”</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Florida “St. Mary's Medical Center” hastanesinden Dr. Dror Paley “Apotheosis" gibi bacak uzatma ameliyatına giren erkeklerin son yıllarda çoğaldığına dikkat çekti. Paley şöyle konuştu: “Sadece geçen sene 650 kişiyi aynı sebepten ameliyat ettim.”</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">AA</div></p>
]]></description><guid isPermaLink="false">12622</guid><pubDate>Sat, 03 Mar 2012 17:16:09 +0000</pubDate></item><item><title>Ameliyatla Boyu 15 Santimetre Uzad&#x131;</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=12621]]></link><description><![CDATA[
<p><strong>	Ameliyatla boyu 15 santimetre uzadı</strong></p>
<p><a href="http://www.haber7.com/saglik/" rel="external nofollow"><img src="http://image.haber7.com/haber/haber7/bigmanset/927420120224045906689.jpg" alt="927420120224045906689.jpg"></a></p>
<p>ABD’nin New York kentinde yaşayan ve boyunun kısa olmasından dolayı sıkıntı yaşayan bir adam 2 ameliyatla 15.24 santimetre uzatıldı.</p>
<p>ABD’nin New York şehrinde yaşayan, gerçek adını açıklamayan ve internette kendisini “Apotheosis” olarak tanıtan 37 yaşındaki adam Amerika’daki erkeklerin boy ortalamasının altında olan boyunu uzatmaya karar verdi. 2 operasyon geçiren adamın boyu şimdi eskisine göre 15.24 santimetre daha uzun.</p>
<p>Ameliyatları için büyük miktarda para harcadığını belirten "Apotheosis" konuyla ilgili olarak şöyle konuştu: “Kendimi nasıl hoş bir adam olarak görüyorsam tüm dünyanın da beni aynı şekilde görmesini istedim.”</p>
<p>Florida “St. Mary's Medical Center” hastanesinden Dr. Dror Paley “Apotheosis" gibi bacak uzatma ameliyatına giren erkeklerin son yıllarda çoğaldığına dikkat çekti. Paley şöyle konuştu: “Sadece geçen sene 650 kişiyi aynı sebepten ameliyat ettim.”</p>
<p>AA</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">12621</guid><pubDate>Sat, 03 Mar 2012 17:09:31 +0000</pubDate></item><item><title>Ak&#x131;l Hastal&#x131;&#x11F;&#x131; Tedavisi &#x130;&#xE7;in Beyin H&#xFC;cresi Geli&#x15F;tirildi</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=12620]]></link><description><![CDATA[
<p>Akıl hastalığı tedavisi için beyin hücresi geliştirildi</p>
<p>Bilimadamları, aile geçmişinde akıl sağlığı sorunları bulunan kişilerden toplanan hücrelerden beyin hücresi geliştirdiklerini açıkladı.</p>
<p>Yeni tedavi yöntemlerinin de bu örnekler üzerinde sınandığı belirtildi.</p>
<p>Bugüne dek yeni tedavi yöntemlerinin denemelerinde sadece, ölen şizofreni ve bipolar bozukluk hastalarından alınan beyin hücreleri kullanılabilmişti. Sorunlu genlere sahip kişilerin derisinden ya da saç tellerinden alınan canlı hücrelerin geliştirilmesinin, yeni tedaviler için yapılan testlerdeki doğruluk payını artıracağı belirtiliyor. Araştırmacılar bu sayede akıl sağlığı sorunlarını daha iyi anlamayı, uygulanan tedavileri geliştirebilmeyi umuyor.</p>
<p>Ayrıca bu uygulama, hayvanlar üzerindeki denemelere olan bağımlılığın da azalacağı anlamına geliyor. Edinburgh Üniversitesine proje için bir milyon sterlinlik fon sağlandı.</p>
<p>Proje kapsamında, hastaların derisinden ya da saç tellerinden alınan hücrelere dayanarak yeni yöntemler geliştirilebilmesi de amaçlanıyor.</p>
<p>Sonuç veren tedavi</p>
<p>Edinburgh Üniversitesi Biyolojik Psikiyatri Profesörü Andrew McIntosh, bipolar bozukluk ve şizofreni tanısı konmuş kişilerden alınan deri örneklerinden farklı türde beyin hücreleri ürettiklerini açıkladı.</p>
<p>Bu hücreler laboratuar ortamında bir kez geliştirildiğinde, nörolojik fonksiyonları üzerinde araştırmalar yapılabiliyor. Bu hücrelerin türlü psikiyatrik tedavilere nasıl karşılık verdiği incelenebiliyor.</p>
<p>Uzmanlar böylece yeni ilaçlar geliştirebileceklerine inanıyor.</p>
<p>Dünya nüfusunun yüzde 1 ila 4'ü bipolar bozukluk ya da şizofreni tanısı konmuş kişilerden oluşuyor. Bu rahatsızlıklara karşı etkili tedavi yöntemleri ise pek bulunmuyor.</p>
<p>Sebepleri hakkında pek az bilginin bulunduğu bu rahatsızlıklar genetik özellik taşıyabiliyor.</p>
<p>İngiltere'de bir milyonu aşkın kişi bu rahatsızlıklardan muzdarip</p>
<p>İhlas haber</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">12620</guid><pubDate>Fri, 02 Mar 2012 18:50:00 +0000</pubDate></item><item><title>Beyin Tramas&#x131; Tedavisinde Yeni &#xC7;al&#x131;&#x15F;ma</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=12619]]></link><description><![CDATA[
<p>Beyin travması tedavisinde yeni çalışma</p>
<p>Beyin travmalarında hasarı teşhis etmek için yeni bir yöntem üzerinde çalışılıyor.</p>
<p>İHLAS SON DAKİKA - ABD'de sivil ve asker kökenli hastalar üzerinde denenmeye başlanan, bir çeşit manyetik rezonans taramasının, beyin travmasının tam yerini saptayabileceği ve sonrasında hastanın rehabilitasyonu için yol gösterebileceği belirtiliyor.</p>
<p>Deneme aşamasındaki tarama testine liderlik eden, Pittsburgh Üniversitesi'nden Walter Schneider, "İlk kez daha önce görünmeyen yaraları görülebilir kılacak beceriye sahibiz. Hasarı göremez ya da niceliğini belirlemezseniz, onu tedavi etmek zordur" dedi.</p>
<p>Neurosurgery dergisinde bilgi verilen araştırma sırasında Schneider'ın ekibinin, beyinde büyük fiber bölgeleri, farklı fonksiyonlarını belirlemek amacıyla fosforlu yeşil, sarı ve mora boyayarak haritasını çıkaran özel bir bilgisayar programının kullandığının tarama yöntemiyle çalıştığı bildirildi.</p>
<p>Bilimadamları, tarama sürecinde fiberlerdeki kırılmaları araştırdı.</p>
<p>İlk 50 hasta arasında yer alan (32) Daniel Stunkard, 2010 yılı sonunda arazi aracıyla geçirdiği kazadan sonra 3 hafta komada kaldı, CT ve MRI taramaları ise hastanın uyanıp uyanmayacağı ya da uyanırsa ne durumda olacağı hakkında öngörüde bulunmayı mümkün kılmayan bazı ezilmelerle şişlikleri gösterdi.</p>
<p>Stunkard, kendine geldiğinde sol bacağını, kolunu ve elini oynatamıyordu, öte yandan deneme aşamasındaki tarama Stunkard'ın başına gelecekleri öngörmüştü.</p>
<p>Söz konusu taramada, bacağı ve kolu kontrol eden sinir fiberlerinde kısmi kırılmalar bulunmuş ve eli kontrol edenlerde büyük hasar tespit edilmişti.</p>
<p>Hastanın 6 aylık rehabilitasyon sürecinden sonra yürüdüğü, şu anda kolunu biraz hareket ettirdiği, ancak elini hala kullanamadığı belirtildi.</p>
<p>Walter Reed Ulusal Askeri Tıp Merkezi'nde beyin cerrahı olan Rocco Armonda, yeni tarama aracının, sinir fiberlerine, şu anda kullanılan beyin difüzyon tensör görüntüleme tekniğiyle olandan çok daha yakından bakılacağı konusunda umut vaat ettiğini söyledi.</p>
<p>Armonda, yeni tarama aracı için, "Bu, puslu gösteren siyah beyaz televizyonunuzu yüksek çözünürlü televizyonla karşılaştırmak gibi" dedi.</p>
<p>İhlas Haber</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">12619</guid><pubDate>Fri, 02 Mar 2012 18:45:09 +0000</pubDate></item><item><title>T&#xFC;rk Doktorlar&#x131;ndan D&#xFC;nyada Bir &#x130;lk!</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=12618]]></link><description><![CDATA[
<p><strong>	Türk doktorlarından dünyada bir ilk!</strong></p>
<p><a href="http://www.haber7.com/saglik/" rel="external nofollow"><img src="http://image.haber7.com/haber/haber7/bigmanset/210920120225121209587.jpg" alt="210920120225121209587.jpg"></a></p>
<p>Hacettepe Üniversitesi'nde yüz ile çift kol ve bacak nakli yapılan iki hastanın tedavisi yoğun bakımda sürerken, bu operasyon ile dünyada ilk defa 4 uzuv nakli de yapılmış oldu.</p>
<p>Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde yapılan yüz, çift kol ve çift bacak nakli ameliyatlarıyla ilgili basın toplantısı düzenlendi.</p>
<p>Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Tuncer, çift kol ve çift bacak nakli yapılan hasta için A grubu RH pozitif kana ihtiyaç olduğunu belirterek, basın mensupları aracılığıyla kan bağışı yapılması çağrısında bulundu.</p>
<p>Hasta haklarına saygılı bir süreç izleyeceklerini vurgulayan Tuncer, hastaların kendi istekleriyle basın önüne çıkarılacağını söyledi.</p>
<p><strong><span style="color:#0000FF">-54 doktor, 128 yardımcı sağlık personeli görev aldı-</span></strong></p>
<p>Operasyonlarda 54 doktor, 128 yardımcı sağlık personelinin görev aldığını anlatan Tuncer, çift kol ve çift bacak nakli yapılan hastaya ameliyat sırasında 90 ünite kan, 120 ünite plazma verildiğini kaydetti.</p>
<p>Organların taşınırken düşürülmesinin söz konusu olmadığını, bu durumun bazı ekipmanlar taşınırken yaşandığını vurgulayan Tuncer, bu konuda da ileride daha dikkatli davranmaları gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>Tuncer, bu operasyonu gerçekleştiren ekibin tıp literatürüne geçeceğini de belirtti.</strong></p>
<p>Operasyonu gerçekleştiren ekipten Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik Rekonsrüktif Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Serdar Nazif Nasır da, 4 uzuv naklinin dünyada bir ilk olduğunu söyledi.</p>
<p>Çift kol ve çift bacak nakli yapılan hastanın durumunun henüz netleşmediğini, nakledilen uzuvların fonksiyonel hale getirilmesini amaçladıklarını bildiren Nasır, bu sürenin ise hastadan hastaya değiştiğini anlattı.</p>
<p>Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde gerçekleştirilen operasyonlarla yüz ile çift kol ve çift bacak nakledilen, yoğun bakım servisinde tedavileri süren iki hastanın da hayati bulgularının stabil olduğu bildirildi.</p>
<p>Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Tuncer, operasyonu gerçekleştiren uzmanların da katıldığı basın toplantısında nakillerle ilgili açıklamalarda bulundu.</p>
<p>54 doktor ve 128 yardımcı sağlık personelinin sabahın erken saatlerine kadar görev yaptığını anlatan Tuncer, ''Bu bir mekanik operasyondan çok bir vücuda, neredeyse vücudun yarısından fazlasının o vücuda yabancı olan dokunun nakliyle ilgili bir çok komplikasyon içeren bir yaklaşımdır. Bu nedenle kan ihtiyaçlığından kalbin bu yeni dokuları kabul edebilecek bir kanı pompalaması problemine kadar birçok problemi de yanında getirmektedir. Bu nedenle önümüzdeki birkaç gün son derece ciddi bir süreç olacaktır'' diye konuştu.</p>
<p>Yüz naklinin Türkiye'de ikinci, dünyada ise 22'inci kez yapıldığını hatırlatan Tuncer, 4 uzuv naklinin ise dünyada ilk olduğunu vurguladı.</p>
<p>Tuncer, kol ve bacak nakli yapılan hastanın ihtiyacı olan A grubu Rh pozitif kan için Hacettepe Üniversitesi Kan Merkezine bağış çağrısı da yaptı.</p>
<p>Bu tür operasyonların ses getirmesinden çok hastaların sağlığının kendileri için büyük önem taşıdığını ifade eden Tuncer, psiko-sosyal açıdan desteğe ihtiyacı olan hastaların hasta haklarının en üst düzeyde korunacağını, bu nedenle iyileştikten sonra kendi istekleriyle basın önüne çıkmalarının söz konusu olabileceğini kaydetti.</p>
<p>Sağlık Bakanlığına organ nakliyle ilgili düzenlemeleri nedeniyle teşekkür eden Tuncer, sistemin kurulmasında bakanlığın titiz yaklaşımının büyük önem taşıdığına dikkati çekti.</p>
<p>Prof. Dr. Tuncer, nakillerde çok sayıda ana bilimden uzmanın görev aldığını ve özveriyle çalıştığını kaydederek, uzuv nakli yapılan hastaya 90 ünite kan, 120 ünite plazma verildiğini, operasyon sırasında 50'den fazla ameliyat seti açıldığını bildirdi.</p>
<p>Nakledilecek organların düşürüldüğü iddiasının da gerçek dışı olduğunu belirten Tuncer, düşürülenlerin tıbbi malzeme ve evraklar olduğunu, ancak bunlarla ilgili de daha dikkatli davranılması için önlemler alacaklarını söyledi.</p>
<p>Tuncer, dünyada ilk olması nedeniyle uzuv naklinin tıp literatürüne geçeceğini de ifade etti.</p>
<p><strong><span style="color:#0000FF">-''Sıra bizdeydi''-</span></strong></p>
<p>Operasyonu gerçekleştiren ekipten, mikro cerrahi ekibinin başı olan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik Rekonsrüktif Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Serdar Nazif Nasır da, Sağlık Bakanlığının merkezleri ruhsatlandırma tarihine göre sıranın kendilerinde olduğunu, bu nedenle verici çıktığında bakanlığın kendilerine teklifte bulunduğunu söyledi.</p>
<p>Nakiller için üç ekibin çalıştığını, bir ekibin yüzü ve uzuvları almak için İzmir'e gittiğini, diğer ekiplerin de Ankara'da nakil yapılacak hastaları hazırladığını anlatan Nasır, 4 uzuv naklinin dünyada ilk olduğunu, şimdiye kadar sadece üst uzuv nakilleri yapıldığını söyledi.</p>
<p>Kendisinin de vericiden nakledilecek yüz ve uzuvları alan ekipte olduğunu belirten Nasır, Ankara'ya döndükten sonra önce yüz naklini yaptıklarını, daha sonra da uzuv naklini yapan ekibe katıldıklarını söyledi.</p>
<p>Nasır, ''Uzuv nakli yapılan hastanın normal hayatına dönüp dönemeyeceği'' sorusu üzerine, ''Zaten hastanın kol ve ellerini kullanabilmesi için bu ameliyatı yapıyoruz. Çünkü hastalar bu ameliyatlarla ömür boyu ağır ilaçlar kullanıyorlar. Bu ağır ilaçları kullanacak kişilere de verebileceğimiz en maksimum fonksiyonel sonucu vermek zorundayız'' şeklinde konuştu.</p>
<p>Bu hastaların ameliyat öncesinde detaylı bir onay formu imzaladığını bildiren Nasır, çok isteklileri seçerek ve her detaya dikkat ederek bu operasyonları yaptıklarını anlattı.</p>
<p>Bir başka soruya karşılık, bunun ne kadar süreceğinin hastadan hastaya ve uzuv kaybının boyutuna göre değişeceğini belirten Nasır, ''Eğer her şey yolunda giderse, diğer tecrübelerimizden biliyoruz, 6 ay ile 1 yıl içinde hastayı normal hayata döndürecek, fonksiyonlarını sağlayacak. Ama yine özellikle belirtmek istiyorum, üst ekstremite için seviyesine bağlı olarak normal yaşama döndürebileceğimizi düşünüyoruz'' ifadesini kullandı.</p>
<p><strong><span style="color:#0000FF">-''En zor vakalardan''-</span></strong></p>
<p>Ameliyatını yaptıkları 4 uzvu da olmayan hastanın en zor transplantasyon vakalarından biri olduğuna işaret eden Nasır, ''Bence oldukça başarılı. Şu an için cerrahi olarak başarılı bir ameliyat olduğunu düşünüyorum'' dedi.</p>
<p>Bu tür ameliyatlarda belirli sürelerde riskler öngörüldüğünü anlatan Nasır, bütün bu dokuların atardamar ve toplardamardan beslendiğini, bu nedenle ilk bir haftada damarların tıkanması halinde başarısızlık yaşanabileceğini anlattı.</p>
<p>Ancak bunun hastanın kendi dokusundan yapılan ameliyatlarda söz konusu olduğunun altını çizen Nasır, bu naklin başkasından yapıldığını hatırlattı.</p>
<p>Bu hastalarda erken ve geç dönemde ret sorunu yaşanabileceğini anlatan Nasır, buna karşı baskılayıcı ilaç tedavisi uygulandığını söyledi.</p>
<p>Uyumlu antijen ve antikor düzeyinde sorun olmaması halinde erken dönemdeki reddin önlenebildiğini bildiren Nasır, ''Ama erken dönem ve kronik dönemdekilerde biz de çok şey bilmiyoruz. Çünkü dünyada 22'inci yüz nakli. Ekstremite 70'e kadar çıkmış durumda. Şu anda benim bildiğim kadarıyla ekstremitede uzun dönemde ret sorunu yok'' bilgilerini aktardı.</p>
<p>Hastaların ne zaman kendilerine geleceği sorusu üzerine Nasır, hastaların kendi hayatlarını devam ettirebilecek duruma geldikten sonra uyandırılacaklarını söyledi.</p>
<p>''Reddetme olasılığına karşı B planınız var mı?'' diye sorulan Nasır, ''B planımız olmasaydı bu işe kalkışmazdık'' dedi.</p>
<p>Hastaların olası risklere karşı ameliyat öncesinde ayrıntılı olarak bilgilendirildiğini ifade eden Nasır, hastaların bu operasyona bunları bilerek karar verdiklerini söyledi.</p>
<p>Ekstremite naklinin B planı olamayacağını vurgulayan Nasır, uyum olmadığı takdirde bu uzuvların alınmak zorunda olduğunu söyledi.</p>
<p>''Yüz nakli geçiren hastanın mimiklerinin olup olmayacağı'' sorusu üzerine de Nasır, vericinin ve alıcının mimik kaslarının korunması halinde bunların geri gelebileceğini, kendilerinin de bunu yapmaya çalıştıklarını belirtti. Nasır, bu konuda bir şey söyleyemeyeceklerini, bekleyip göreceklerini ifade etti.</p>
<p>Yüz nakli yapılan hastanın ne eski haline ne de vericiye benzeyeceğini anlatan Nasır, bunun da ilerde ortaya çıkacağını bildirdi.</p>
<p>Bunun tam yüz nakli olduğunu bildiren Nasır, ''Hastanın bir kulağı iyiydi, o kulağını ellemedik. Hastanın saç çizgisinden başlayıp boyun ve çene altındaki çizgiyi içerecek şekilde tüm yüzü kaplıyor. İyi durumda olduğu için hastanın göz kapakları korundu'' diye konuştu.</p>
<p>Uzuv naklinde hastaya çok büyük kemikler takıldığını belirten Nasır, dokuların ret sorunu bulunduğunu hatırlattı. Nasır, ameliyat öncesi dünyada ilk kez uzuvların radyoterapiye tutularak, kemik iliğinde bulunan alıcının vücuduna zarar verecek hücrelerin yok edildiğini söyledi.</p>
<p>Nasır, çok zor ameliyatlarla olmasına rağmen uzuv naklinin 10-12 saatte, yüz naklinin ise 4-6 saatte bittiğini belirterek, operasyonunun başından beri uyumadığını söyledi.</p>
<p>''Hangi gündeyiz onu bile bilmiyorum'' diyen Nasır'a Tuncer, ''Cumartesideyiz'' diye espri yaptı.</p>
<p>''Akdeniz Üniversitesinin de yeni bir yüz nakli yapmaya hazırlandığı'' hatırlatılan Nasır, skor peşinde olmadıklarını, bu nakillerin sırayla yapıldığını belirtti.</p>
<p>Nasır, bir başka soru üzerine, uzuv nakli yapılan hastanın bir kolunun omuzdan kesik olduğunu, diğerinin ise yarısının bulunduğunu belirterek, ''Bacaklarda uyluğun orta kısmı ve biraz daha hatta vücuda yakın kısmını içeriyordu. Hastanın boyu normalde yaklaşık olarak 1.75 olacaktı ama 90 santimetre ya da bir metre kadardı'' dedi.</p>
<p>Nasır, uzuv nakli yapılan hastanın sorun yaşaması halinde öncelikle kolların korunmasının amaçlandığını, bu durumda ayakların gözden çıkarılabileceğini söyledi.</p>
<p><strong><span style="color:#0000FF">-''Durumları stabil''</span></strong></p>
<p>Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim Dalından Prof. Dr. Ülkü Aypar da, hastaların sağlık durumlarıyla ilgili bilgi verirken yoğun bakımdaki tedavilerinin sürdüğünü, hayati bulgularının stabil olduğunu söyledi.</p>
<p>Aypar, ''Çok büyük bir operasyon takdir edersiniz ki. Şu anda stabiller ama önümüzde zorlu günler bizi bekliyor. Hemodinamik ve metabolik değişikliklerle her çeşit komplikasyon olabilir. İnşallah iyi gideceğini ümit ediyoruz'' diye konuştu.</p>
<p>Bir soru üzerine, ameliyatlar sırasında beklenmeyen bir durumla karşılaşılmadığını anlatan Aypar, özellikle yüz nakli yapılan hastanın operasyonunun stabil gerçekleştiğini belirtti.</p>
<p>Aypar, uzuv nakli sırasında diyaliz ve plazmaferez uygulanan hastanın vücudundan zararlı maddelerin atıldığını ve kanının temizlendiğini, daha sonra da ameliyathanede tutularak ufak tefek kanamalara müdahale edildiğini söyledi.</p>
<p>Aypar, hastaların uyandırılması için vakit vermenin erken olduğunu belirterek, ''Hastanın vital bulgularını gözleyeceğiz hava yolu açıklığı dediğimiz çok hayati olan açıklığının devamı özellikle yüz naklinde çok önem kazanıyor. Onlardan emin olduktan sonra hastalarımızı hava yolu açıklığını sağlayan tüpü çıkartmayı planlıyoruz. Henüz bu konuda bir zaman vermek için erken'' diye konuştu.</p>
<p><strong><span style="color:#0000FF">-Organ bağışına çağrı-</span></strong></p>
<p>Uzuv nakli yapılan Şevket Çavdar'ın ağabeyi Mutlu Çavdar ile Nevşehir Yazıhüyük Belediye Başkanı olan dayısı Cengiz Çavdar, organ bağışı çağrısında bulundular.</p>
<p>Çavdar ailesi, İzmir'de organ bağışı yapan aileye teşekkür ederek tanışmak istediklerini dile getirdi.</p>
<p>Yeğeninin sıkıntılı bir süreç sonrası bu aşamaya geldiğini anlatan Cengiz Çavdar, bunlardan ders çıkarılması gerektiğini, hastanın annesinin sevinçten gözyaşı döktüğünü söyledi.</p>
<p>AA</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">12618</guid><pubDate>Sat, 25 Feb 2012 18:03:41 +0000</pubDate></item><item><title>V&#xFC;cuda Yerle&#x15F;tirilen Bir &#xC7;ip Sayesinde, Osteoropoza Uzaktan Tedavi</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=12615]]></link><description><![CDATA[
<p>Vücuda yerleştirilen bir çip sayesinde, osteoropoza uzaktan tedavi</p>
<p><span style="font-family:verdana">Vücuda yerleştirilen bir çip sayesinde, osteoropoz (kemik erimesi) ilacının dozu uzaktan ayarlanabildi.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana">Danimarka'da yapılan klinik araştırma, ilk kez osteoropozun uzaktan "tedavi edilebileceğini" gösterdi. Araştırmaya 7 osteoropoz hastası kadın katıldı.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana">Çipi 65-70 yaşındaki katılımcıların vücuduna yerleştiren bilimadamları, 12 ay boyunca hastaların durumunu izledi. Bilimadamları çip sayesinde, teriparatid ilacının günlük yapılan enjeksiyonlar kadar etkili şekilde kana verilebildiğini gördü.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana">Merkezi ABD'de bulunan çipi geliştiren şirketin patronu ve araştırmaya imza atanlardan Dr. Robert Farra, "hastaların artık ilaçlarını almayı unutmayacağını ya da osteoropoz tedavisinde kullanılan iğnelerin acısına katlanmak zorunda kalmayacağını" vurguladı.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana">Önceden programlanan, kademeli olarak bir süre az dozlarda ilacın verilmesini sağlayan birçok çipten farklı olarak, kalp pili büyüklüğündeki bu çipin kablosuz bir sistem yardımıyla uzaktan kontrol edilebildiği belirtildi.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana">Doktorların, bilgisayar ya da cep telefonuyla hastalığın durumuna göre dozu ayarlayabileceğini belirten Farra, bu sistem sayesinde ilacın kana enjeksiyon gibi hızla verilebildiğine dikkati çekti.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana">Massachusetts Institute of Technology, Harvard Tıp Fakültesi ve Case Western Reserve Üniversitesi'nden bilimadamlarının da destek verdiği araştırma "Science Translational Medicine" dergisinde yayımlandı.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana">Bu tekniğin kanser gibi başka hastalıkların tedavisinde de kullanılabileceği ifade edildi.</span></p>
<p><span style="font-family:verdana">AA</span>[/indent]</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">12615</guid><pubDate>Sun, 19 Feb 2012 17:15:30 +0000</pubDate></item><item><title>Beyindeki Konu&#x15F;ma Merkezi San&#x131;lan Yerde De&#x11F;il</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=12610]]></link><description><![CDATA[
<p><img src="http://www.trthaber.com/resimler/2000/3234.jpg" alt="3234.jpg">Beyindeki Konuşma Merkezi Sanılan Yerde Değil</p>
<p>Beyindeki konuşma merkezinin sanılan yerde olmadığı ortaya çıktı.</p>
<p>ABD'deki Georgetown Top Fakültesi'nden Dr. Josef Rauschecker ve ekibinin yaptığı araştırma, ilk kez 19. yüzyılın sonunda Alman nörolog Carl Wernicke tarafından tanımlanan, beynin baskın yarımküresinde bulunan ve dili yorumlama, anlama yetisiyle ilişkisi olduğu belirlenen Wernicke alanının beyinde farklı bir</p>
<p>yerde bulunduğunu gösterdi.</p>
<p>Rauschecker ve ekibi yüzden fazla kişinin beyin taramalarını inceledi ve Wernicke konuşma merkezinin yanlış yerde varsayıldığı sonucuna vardı.</p>
<p>Bilimadamları, bu alanın ön beyne ve işitme korteksine yaklaşık 3</p>
<p>santimetre daha yakın, dolayısıyla Wernicke'in belirlediği bölgeden çok uzak olduğunu belirtti.</p>
<p>Rauschecker, bu sonuçların tüm nöroloji ve tıp kitaplarının yeniden yazılması anlamına geldiğini vurgulayarak, insanlar ve primatlarda benzer bölgelerin beynin aynı yerinde bulunduğunu ve bunun yeni araştırmalar açısından son derece önemli olduğunu belirtti.</p>
<p>Araştırma sonuçları Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi'nin dergisinde yayımlandı.</p>
<p>TRT Haber</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">12610</guid><pubDate>Tue, 31 Jan 2012 17:57:37 +0000</pubDate></item><item><title>Uzmanlara G&#xF6;re 'Tansiyon Her &#x130;ki Koldan &#xD6;l&#xE7;&#xFC;lmeli</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=12609]]></link><description><![CDATA[
<p>Uzmanlara göre 'Tansiyon her iki koldan ölçülmeli'</p>
<p>İngiltere'de yapılan araştırmaya göre,tansiyon ölçümde sağ ve sol kol arasındaki farklılık, damar hastalıklarının habercisi olabilir.</p>
<p>İngiltere'deki Exeter Üniversitesi'nde bir grup bilim adamı, tansiyon konusunda daha önce yapılan 28 araştırmayı mercek altına aldı.</p>
<p>Bilim adamları, tansiyonun her iki koldan ölçülmesi gerektiği üzerinde duruyor.Çünkü araştırmaya göre, sağ ve sol koldan ölçülen tansiyon arasındaki farklılık, damar hastalıklarının habercisi olabilir.</p>
<p>Tabii bu farkın ne kadar olduğu önemli...</p>
<p>Normalde 120'ye 80 olması gereken kan basıncında, iki kol ölçümündeki farklılık, 15 milimetre cıva civarında ise, hem kalp-damar hastalıkları, hem de beyin damarlarıyla ilgili rahatsızlık riski ciddi şekilde artabilir.</p>
<p>Ancak bazı uzmanlar, bu konuda kesin sonuca varmak için daha araştırma yapılması gerektiğini vurguluyor.</p>
<p>İngiltere'deki bir kalp vakfı da, söz konusu araştırmada bulguları değerlendirmek için henüz çok erken olduğunu belirtiyor.</p>
<p>samanyolu haber</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">12609</guid><pubDate>Tue, 31 Jan 2012 17:37:17 +0000</pubDate></item><item><title>Sofralarda Mikroplastik Tehlike</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=12608]]></link><description><![CDATA[
<p><strong>	Sofralarda Mikroplastik Tehlike</strong></p>
<p><strong>	Sentetik kumaşların yıkanmasıyla ortaya çıkan mikro/plastik atıkların deniz yaşamına karışması, büyük bir riski beraberinde getiriyor</strong></p>
<p>Çevre Bilim ve Teknoloji dergisinde yeralan bir makale, yıkanan çamaşırların suyunun doğaya karışmasının olumsuz sonuçlarını gözler önüne seriyor.</p>
<p>Naylon, poliester ve akrilikten üretilen yani sentetik giysiler, her yıkanışta bin 900 mikroplastik doku kaybediyor. Bu parçalar, bakıldığında görülebilecek gibi değil. Çok küçük... Ancak bu doku kaybı sadece tek bir giysiye ait ve yıkanan çamaşırları ise, dağ diye adlandırmak mümkün.. İşte bu gözönüne alındığında, sahillerdeki mikroplastik atıkların miktarı artıyor.</p>
<p>Ve işin tehlikeli boyutu, bu mikro/plastik parçalar, deniz canlıları tarafından tüketilebiliyor, yani besin zincirine girebiliyor.</p>
<p>Bu tezi doğrulamak isteyen biliminsanları, İngiltere, Hindistan ve Singapur gibi 18 farklı ülkenin sahillerinden numuler alan uzmanlar, bunu çamaşır makinalarının tahliye suyundan alınan örneklerle karşılaştırdı. Sonuç çarpıcı; iki örnekte de aynı oranda mikro/plastik parça bulunuyor. Ve bu sonuç, bir başka tezi de destekliyor. Deniz yaşamına karışan plastik parçalar mikro da olsa, besin zincirine de giriyor.</p>
<p>TRT Haber</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">12608</guid><pubDate>Tue, 31 Jan 2012 17:28:28 +0000</pubDate></item><item><title>Bu 9 Hastal&#x131;k &#x130;&#xE7;in &#xDC;cret &#xD6;denmeyecek</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=12588]]></link><description><![CDATA[
<p><span style="color:#4b0082"><span style="font-size:14px"><span style="font-family:comic sans ms,cursive"><strong>İşte o 9 hastalık;</strong></span></span></span></p>
<p><span style="color:#4b0082"><strong><strong><span style="font-size:14px"><span style="font-family:comic sans ms,cursive">Özel hastanelerde, 9 hastalık için para ödenmeyecek... SGK, özel hastanelere ilave hiçbir ücret alamayacakları 9 tedavinin listesini asma mecburiyeti getirdi..</span></span></strong></strong></span></p>
<p><img src="http://www.sacitaslan.com/f1/772_2e41e.jpg" alt="772_2e41e.jpg"></p>
<p><span style="color:#4b0082"><span style="font-size:14px"><span style="font-family:comic sans ms,cursive"><strong>Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile özel sağlık kuruluşları arasında imzalanan 2012 yılı sözleşmesi, hastayı koruyucu birtakım düzenlemeleri beraberinde getiriyor. Özel hastanelerde muayene ve tedavilerde ödenecek katılım payının 12 TL olduğuna dikkat çeken SGK, fark ücretinin yüzde 30 ile yüzde 70 arasında değiştiğinin hastalara net bir şekilde duyurulmasını şart koştu. Hastalara özel hastane ve tıp merkezlerinde uygulanan her türlü muayene, tahlil ve tedavinin, hatta yatan hastaya verilen ilaçların detaylı bir şekilde belgelendirilmesi istendi. Hastalar, bu belgelere bakarak devletin kendi adına hastaneye ne kadar para ödediğini, kendi cebinden ne kadar ücret çıktığını görme imkânına kavuşacak. Böylece “Acaba benden fazla para aldılar mı” kaygısı son bulacak.</strong></span></span></span></p>
<p><span style="color:#4b0082"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-family:comic sans ms,cursive"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:14px"><strong>HANGİ HASTALIKLAR ?</strong></span></span></span></span></span></p>
<p><span style="color:#4b0082"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-family:comic sans ms,cursive"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:14px"><strong>SGK’nın hastanelerin görünür bir yerine asılmasını istediği ve hiçbir ücret alınmayacak tedavilerin listesi ise şöyle:</strong></span></span></span></span></span></p>
<p><span style="color:#4b0082"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-family:comic sans ms,cursive"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:14px"><strong>1-Acil haller nedeniyle sunulan sağlık hizmetleri.</strong></span></span></span></span></span></p>
<p><span style="color:#4b0082"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-family:comic sans ms,cursive"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:14px"><strong>2-Yoğun bakım hizmetleri.</strong></span></span></span></span></span></p>
<p><span style="color:#4b0082"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-family:comic sans ms,cursive"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:14px"><strong>3-Yanık tedavisi hizmetleri.</strong></span></span></span></span></span></p>
<p><span style="color:#4b0082"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-family:comic sans ms,cursive"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:14px"><strong>4-Kanser tedavisi (radyoterapi, kemoterapi, radyo izotop tedavileri).</strong></span></span></span></span></span></p>
<p><span style="color:#4b0082"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-family:comic sans ms,cursive"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:14px"><strong>5-Yeni doğana verilen sağlık hizmetleri.</strong></span></span></span></span></span></p>
<p><span style="color:#4b0082"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-family:comic sans ms,cursive"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:14px"><strong>6</strong></span></span></span></span></span><span style="color:#4b0082"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-family:comic sans ms,cursive"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:14px"><strong><span style="text-decoration:underline">-Organ doku ve kök hücre nakilleri.</span></strong></span></span></span></span></span></p>
<p><span style="color:#4b0082"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-family:comic sans ms,cursive"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:14px"><strong>7-Doğumsal anomaliler için yapılan cerrahi işlemlere yönelik sağlık hizmetleri.</strong></span></span></span></span></span></p>
<p><span style="color:#4b0082"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-family:comic sans ms,cursive"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:14px"><strong>8-Diyaliz tedavileri.</strong></span></span></span></span></span></p>
<p><span style="color:#4b0082"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-family:comic sans ms,cursive"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:14px"><strong>9-Kardiyovasküler cerrahi işlemleri. </strong></span></span></span></span></span></p>
]]></description><guid isPermaLink="false">12588</guid><pubDate>Thu, 29 Dec 2011 20:06:50 +0000</pubDate></item><item><title>SGK, Vatanda&#x15F;lara Hizmet Sunumunu Kolayla&#x15F;t&#x131;rmaya Devam Ediyor</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=12598]]></link><description><![CDATA[
<p>SGK, vatandaşlara hizmet sunumunu kolaylaştırmaya devam ediyor</p>
<p></p>
<p><div style="margin-left:25px">Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (SGK), yaptığı düzenleme ve uygulamalarla vatandaşlara hizmet sunumunu kolaylaştırmaya devam ediyor.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Bilgi işlem alt yapısını güçlendiren kurum, şimdi de insanlara aktivasyon ve SMS yoluyla rapor işlemleri kolaylığı getiriyor. Kocaeli, Antalya, Adana ve Samsun’da pilot olarak uygulanan sağlık provizyon aktivasyon sistemi ile iş görmezlik raporu alanların paralarının başvuru yapmaksızın ödenebilmesine ilişkin çalışma yürüten SGK, bu iki sistemi bir an önce ülke genelinde hayata geçirmek istiyor.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Çalışmalar hakkında Cihan Haber Ajansı'na konuşan Samsun Sosyal Güvenlik İl Müdürü Saffet Çalışkan, Sağlık Provizyon Aktivasyon Sistemi (SPAS)’ın 25 Ekim’den itibaren Samsun’da da uygulamaya geçtiğini söyledi. Programın büyük önem taşıdığını ifade eden İl Müdürü Çalışkan, “SPAS programı çok önemli. Bu şunu ifade ediyor. Diyelim ki bir kişi bugün sigortalı bir işe girdi.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">30 gün dolduğunda sizin eşinizin ve çocuklarınızın otomatik olarak aktivasyonu artık yapılacak. Önceden vatandaş elinde evraklarla bize gelip kapı kapı dolaşarak işini hallettirmeye çalışıyordu. Artık insanların sağlık aktivasyonu için her yıl bize gelmesine gerek yok. Bu program Merbis ve kurumumuzla orantılı çalışıyor. 18 yaş altı çocuklar ve eşler için sistemden bakıyoruz. Mesela deniliyor ki filan şahsın eşi veya çocukları çalışmıyor. Sisteme hemen girilip aktivasyonu otomatik olarak yapıyor. Kişinin ayrıca başvurmasına gerek kalmıyor. Bu sistem hem zaman ve maddi kayıpları önlemiş olacak. Yani artık belge getirme, uğraşma sıra bekleme dönemi bitti." dedi.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px"><strong><span style="color:#0000ff">RAPOR SAHİBİ KURUM KORİDORLARINDA BEKLEMEYECEK</span></strong></div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Kurumun üzerinde çalıştığı diğer bir sistem de Kırşehir’de pilot olarak uygulanan otomatik rapor işletim sistemi. Bu sistemde önceden aldığı raporu ve gerekli belgeleri alıp SGK müdürlüklerine giderek dilekçe verip sıraya giren vatandaşlar, parasını alabilmek için çile çekiyordu. Artık bu sistemle rapor sahiplerinin başvuru yapmasına gerek kalmayacak.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Bu sistem hakkında da bilgi veren SGK Samsun İl Müdürü Saffet Çalışkan, rapor giriliminin hastaneler tarafından yapılacağını, rapor sahibinin parasının ise PTT Bank’a yatırılıp kendisinin de SMS ile bilgilendirileceğini kaydetti. Vatandaşların artık rapor parası peşine düşmeyeceğini söyleyen Çalışkan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Diyelim kişi 10 gün rapor aldı ve kendisine rapor parası vereceğiz. Daha önceden belgeleri ve raporları bize getiriliyor, dilekçe verip sıraya giriliyordu. Sık sık da gelip gelip param ne oldu diye soruluyordu.</div></p>
<p><div style="margin-left:25px">Bu rapor paralarında artık hastaneler raporları sisteme otomatikman girecek. Hastane raporu girdiği zaman da başvurmadan işlem bitirilmiş olunacak. Bunun üzerinde çalışıyoruz. Rapor sahibinin parası da PTTBank’a gönderilmiş olacak. Bunu SMS üzerinden de yapacağız. Bankaya gitmeden başvuru yapmadan kişinin cep telefonuna mesaj göndererek parasının yattığını, aylığının bağlandığını bildireceğiz. Sadece yasa ve tebligat gerektiren konular hariç olmak üzere diğer bilgileri SMS'lerle göndermeye başladık."</div></p>
<p><div style="margin-left:25px"> </div></p>
<p></p>
]]></description><guid isPermaLink="false">12598</guid><pubDate>Fri, 13 Jan 2012 16:59:30 +0000</pubDate></item><item><title>S&#xFC;t &#x130;&#xE7;meyin !</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=12584]]></link><description><![CDATA[
<p><strong><span style="color:black">CERRAHPAŞA TIP FAKÜLTESİ ÇOCUK METABOLİZMA VE BESLENME BİLİM DALI BAŞKANI PROF. AHMET AYDIN:</span></strong></p>
<p><span style="color:black">Ben anne sütü dışında çocuklara süt içirilmesini</span></p>
<p>doğru bulmuyorum. En doğrusu ek gıdalara başlar başlamaz kendi yaptığınız yoğurdu, kefiri verin, ama sütü süt olarak içirmeyin. Sadece kutu sütleri değil, günlük sütleri de... Çünkü süt en alerjik gıdadır. Çocukta başta astım olmak üzere pek çok alerjik ve kronik hastalığa sebep olabilir...</p>
<p><strong>* Hocam dünkü konuşmamızda, “Bol bol tereyağı yiyip, unu şekeri keserseniz kolesterolünüz düşer” demiştiniz. Bu kadar basit mi? </strong></p>
<p>Unlu şekerli gıdalar diyorum. Bu basit bir cümle ama bir düşünün. Unlu şekerli her şey. Yani ekmek, makarna, pilav... Hele ki dışarıda yiyorsanız, yandınız! Börekler, çörekler, poğaçalar, simitler, hepsi çok tehlikeli. Bu arada meyvelerin çok tatlılarına da yanaşmayacağız...</p>
<p><span style="color:black"><strong>* Peki baştan konuşalım mı o zaman? Nasıl beslenmemiz gerekiyor? Siz herhalde Taş Devri Diyeti’ni uyguluyorsunuzdur ama... Bize ne önerirsiniz? Nasıl vazgeçeceğiz unlu şekerli gıdalardan? </strong></span></p>
<p>Bence Karatay Diyeti de, Taş Devri Diyeti de uygundur. Ben ikisine birden ‘Tabiat Ananın Diyeti’ diyorum. Kolayca uygulayabilirsiniz. Eğer unlu şekerli gıdalarla beslenirseniz metabolik sendrom olursunuz. Vücudunuzda, o dün söylediğimiz damarları tahrip eden, daraltan iltihap hücreleri artar.</p>
<p><strong>* Metabolik sendrom nedir?</strong></p>
<p>Metabolik sendrom diyabet öncesi durumdur. ‘Prediyabet’ diyoruz biz bu döneme. Birden bire diyabet olmuyorsunuz, çocukluğunuzda beslenme alışkanlığınıza bağlı olarak yavaş yavaş hastalanmaya başlıyorsunuz. Kan şekeriniz yükseliyor yükseliyor, 100-110’ları bulunca ‘Diyabet oldun’ diyorlar. Bu metabolik sendrom daha siz diyabet olmadan önce iltihap hücrelerini artırıyor vücudunuzda ve damar sertliği de çocukluktan itibaren başlıyor. Yoksa 30’lu, 40’lı yaşlarda değil... Unlu şekerli gıdaları fazla yediğiniz için hastalanıyorsunuz. Bu yüzden biz her türlü gazoz, meyve suyu, hatta doğal meyve sularına bile karşıyız.</p>
<p><strong>* Yani meyveden sıkılmışına bile?</strong></p>
<p>Evet. Meyvenin kendisini yiyin diyoruz. Çünkü lifli olduğu için geç emilir bağırsaklarda, damarlara o kadar zarar vermez. Ama çok tatlı meyveleri de çok yemeyin diyoruz.</p>
<p><strong>* Üzüm gibi mi?</strong></p>
<p>Evet. Tabii ki, makul miktarda yiyebilirsiniz. Ama üzüm yerine, kivi, vişne, kiraz ya da ekşi elmayı tercih edin diyoruz. Meyveye biraz kısıtlama getiriyoruz ama sebzede hiç kısıtlamamız yok.</p>
<p><strong>* Mesela bugün benim yanımda iki mandalina ile küçük birer elma ve armut var. Bir gün için bu kadar meyve çok mu?</strong></p>
<p>Armut çok tatlı değilse olabilir. Ama diğer üçünü yiyebilirsiniz.</p>
<p><strong>* Peki ya kuru meyveler?</strong></p>
<p>Kuru incirin içindeki şeker oranı korkunçtur, kuru kayısının da öyle...</p>
<p><strong>* Ama günde bir incir ya da iki kayısı yeniyorsa?</strong></p>
<p>O zaten günlük şeker limitinizi doldurur. Bir tane incir yiyeceğinize, dört tane mandalina yiyin daha iyi.</p>
<p><strong>* Peki hocam, Karatay Hoca hiç ekmek önermiyor. Ama Taş Devri Diyeti’ni okurken dikkat ettim siz bir-iki dilim ekmeğe hayır demiyorsunuz...</strong></p>
<p>Bizim görüşlerimizin yüzde 99’u aynıdır. Bence de hiç ekmek yenmese daha iyidir. Ben üzerine tereyağ sürmek için yiyorum. Tereyağ yemiyorsam o gün, ekmek de yemiyorum. Tereyağı, zeytinyağı bunları yediğiniz müddetçe sorun yok. Çünkü bunlar aynı zamanda tok da tutar insanı. Bizim derdimiz un ve şekerle. Çünkü insanlar bu iki gıda ucuz da olduğu için çok fazla tüketiyor.</p>
<p><strong>* Meyvelerin çok tatlılarına yanaşmayacağız. Peki ya çikolata, bal, pekmez? </strong></p>
<p>Biz sadece esmer çikolataysa ona biraz izin veriyoruz. Haftada iki gün bitter çikolataya... Balı ancak çok saf bir balsa yiyebilirsiniz. Ama maalesef piyasada fiyatı 10 lira olan bal gerçek bal değildir. Belki arı yapıyordur. Ama gerçek bal değildir. Önüne konan glikoz şurubundan yapıyordur. Bizim baldan istediğimiz şey ne? Arı gidip bir yığın çiçeği dolaşıyor, oradaki özleri, vitaminleri alıyor, o sizin vücudunuz için çok gerekli, bunun için de bu balı yiyin istiyoruz. Ama günde bir-iki çay kaşığı kadar.</p>
<p>Bir de ne istiyoruz, her mevsimin kendi sebzesini yiyin istiyoruz. Şimdi pırasa, ıspanak varsa onları, yazın da domates, salatalık yiyin diyoruz. Bunların mevsimi dışında yenmesini de istemiyoruz.</p>
<p><strong>* Peki organikse salatalık ve domates?</strong></p>
<p>Bu mevsimde organik salatalık, domates olmaz. Varsa serada yetiştirilmiştir. Onu da önermiyoruz. Dedeleriniz gibi, nineleriniz gibi beslenin. Eğer koroner kalp hastalığını önleyici tedbirler üzerinde duracaksak, diyoruz ki bir unlu şekerli gıdaları iyice çıkartacaksınız diyetinizden. İki, her mevsimin taze sebze ve meyvesini yiyeceksiniz. Meyvede aşırıya kaçmayacaksınız. Sebzeyi istediğiniz kadar yiyebilirsiniz. Et, yumurta gibi gıdaları serbestçe yiyebilirsiniz, ama bu et ya da yumurta mümkünse merada beslenen, özgürce dolaşan hayvanların eti ya da yumurtası olsun. Tabii bunları bulmak çok zor ama eğer talep yaratılırsa mutlaka karşılığı bulunur. Köylü de bir şeyler kazanmaya başlar.</p>
<p>Ben ayrıca D vitamini konusuna çok önem veriyorum. Ya iyi güneşleneceksiniz, ki bu şehir hayatında çok mümkün değil ya da mutlaka D vitamini alacaksınız. Pratikte erişkinler için söylüyorum, iki ayda bir, bir ampul D vitamini için. İğne olarak yaptırmanıza gerek yok. Tanesi 2 lira. Reçeteye bile yazdırmaya gerek yok. Herkesin ulaşabileceği kadar ucuz.</p>
<p><strong>* Süt ürünleri dediniz. Ya süt? İçmeyecek miyiz?</strong></p>
<p>Hayır, içmeyeceksiniz. Süt ürünlerini tüketeceksiniz. Peynir, yoğurt, kefir... Peynir, beyaz peynirse klasik Ezine peyniri olacak, kaşarsa Kars ya da Trakya’nın tekerlek peyniri olacak. Ya da Erzincan tulum peyniri.</p>
<p><strong>* Ne kadar yiyebiliriz?</strong></p>
<p>Peynirde sınır yok. İstediğiniz kadar yiyebilirsiniz.</p>
<p><strong>Günde 5 yumurta bile yiyebilirsiniz, zararı yok!</strong></p>
<p><strong>* Bazı diyetisyenler peynir için zararlı diyor...</strong></p>
<p>İstediğiniz kadar peynir, istediğiniz kadar yumurta yiyebilirsiniz...</p>
<p><strong>* Nasıl?</strong><strong><span style="color:black"> </span></strong><strong><span style="color:black">Yumurtayı da istediğimiz kadar yiyebilir miyiz?</span></strong><strong><span style="color:black"> </span></strong><strong><span style="color:black">Bir zararı olmaz mı?</span></strong></p>
<p><span style="color:black">İsterseniz 5 tane bile yiyebilirsiniz. Bir de ağız tadınıza bakacaksınız. Yani biz demiyoruz ki, her gün illa 5 tane yiyin. Canınız istiyorsa, yiyebiliyorsanız yiyin ama ertesi gün isteseniz de 5 tane yiyemezsiniz... Ama 5 tane de yemenizin bir zararı yoktur. O yumurtadan 21 gün sonra bir civciv çıkıyor. Yumurtanın neresi kötü olacak? Tam tersine faydası var. Olağanüstü bir besin. Tam bir yiyecek. Hele de bu özgür dolaşan bir tavuğun yumurtasıysa, börtü böcek yiyorsa o tavuk... Ama börtü böcek yemiyorsa onun yumurtasının yerini tutmaz. O yumurtadan kolay kolay civciv de çıkmaz zaten. Çünkü Omega 3’ü falan yeteri kadar alamıyordur. Ben her sabah mutlaka tereyağına iki yumurta kırıyorum. Ama yüksek değil, kısık ateşte pişiriyorum. Hem gün içinde çok tok tutuyor, hem de çok besleyici...</span></p>
<p><strong>* Peki hocam, neden süt içmeyin diyorsunuz?</strong></p>
<p>Bir kere hangi sütü içeceksiniz? Bırakın kutu sütünü, sütü mandıradan alsanız bile kaynatıyorsunuz. Birçok özelliğini kaybediyor o süt, enzimleri kayboluyor... Bu yüzden bu sütü alıp ne yapacaksınız?<span style="color:black"> </span><span style="color:black">Yoğurt haline getireceksiniz. Aslında bizim geleneğimizde de süt içmek yoktur. Yoğurt, peynir ya da kefir yenir. Tabii peyniri rahat bulabiliyorsunuz da, doğal yoğurt bulmak çok zor. Marketten aldığınız hiçbir yoğurt ekşimiyor. Ekşimeyen, sulanmayan yoğurdu yemeyeceksiniz. Çünkü içinde faydalı enzimleri yok. En güzeli evde kendiniz yapacaksınız. Bunun için de sütü ya mandradan almalısınız ya da günlük olanını kullanmalısınız. Yoğurt gibi, kefir de yapabilirsiniz. Hatta kefir yoğurda göre bir gömlek daha üsttedir. Kefir de yoğurt da ikisi de mayalandıkça, ekşidikçe değerleri artıyor. İçlerinde bir yığın faydalı mikrop oluşuyor. Faydalı mikroplar insanı başta alerji ve astım olmak üzere birçok kronik hastalığa karşı koruyor. İçindeki enzimler sindirimi kolaylaştırıyor.</span></p>
<p>Bu arada mutlaka Omega 3 takviyesi alınsın istiyoruz, her gün en az 2 gram kadar balıkyağı kapsülü alınmalı. Dün de belirttiğim gibi hem kandaki Omega 3’ü artırır hem de kanı sulandırır! Tabii bu arada mutlaka zeytinyağı, tereyağı ve hayvansal yağlar dışındaki ayçiçek yağı, mısır yağı, margarin gibi yağların diyetten çıkartılması gerekiyor. Pilavı makarnayı elbette önermiyoruz ancak bulgura biraz izin var. Tereyağlı bulgur içine domatesi katarsanız hem çok lezzetli hem de sağlıklı bir yiyecek olur.</p>
<p><strong>Baklagilleri iki gün suda bekletin</strong></p>
<p><strong>* Hocam ben süt konusuna takılıp kaldım. Süt içmenin bir zararı var mı?</strong></p>
<p>Var tabii. Bir numaralı alerjen süttür.</p>
<p><strong>* Siz çocuklara kaç yaşından sonra süt önermiyorsunuz?</strong></p>
<p>Ben anne sütü dışında süt verilsin istemiyorum, süt ürünleri verilsin diyorum. Yani yoğurt, peynir, kefir... Ek gıdalara başlar başlamaz, hemen. Zaten kefire alıştığı zaman tatlı şey de istemiyor çocuklar...</p>
<p><strong>* Benim çevremde insanlar zorla süt içiriyorlar...</strong></p>
<p>Kesinlikle yanlış. Bir kere sütü sıcak işlemden geçiriyorsunuz, içindeki vitaminler, enzimler kayboluyor. Sonra bizim ırkımız süt içmeye çok uygun değil. Sütün şekerini vücudumuz zor sindiriyor. Onun için birçok çocukta süt mide bulantısı yapabilir. Tabii bir de bağırsaklarda iyice parçalanmadığı için süt bir numaralı alerjik gıdadır. En fazla alerjik olan besinler evrimde insan diyetine en son giren gıdalardır. Bunların başında bebeğin annesinin sütünü değil, başka hayvanların sütünü içmesi gelir. İkincisi buğday glutenidir, üçüncüsü de baklagillerdir. Bu yüzden de baklagilleri, nohutu, kuru fasulyeyi iki gün suda bekletmek gerekir. 8 saatte bir suyunu değiştirerek... Çünkü içerisinde sindirimi bozacak maddeler bu sırada iyice azalır. Mercimeği de mutlaka suda bekletmelisiniz ama o kadar fazla değil.</p>
<p><strong>* Baklagilleri de konuşalım istiyorum ama bebek hiç anne sütü almıyorsa ne yapacağız peki?</strong></p>
<p>6 aya kadar mecburen mama vereceksiniz... Ama sonra yoğurt ya da kefir verebilirsiniz.</p>
<p><strong>* Ne miktarda?</strong></p>
<p>Belli bir miktarı yok. Alıştırmak için önce birkaç kaşıkla başlarsınız, sonra bir kase verebilirsiniz. Ama tabii çocuk başka ek gıdalar da alacak. Bu arada yoğurtta ya da kefirde kullanacağınız sütü mandıradan alırsanız daha iyi, günlük şişe süt de olabilir. Kefiri piyasadan da alabilirsiniz eğer meyveli değilse...</p>
<p><strong>* Diyelim ki bebek köyde yaşıyor ve günlük süte ulaşmak mümkün. O zaman içirebilir miyiz?</strong></p>
<p>Hayır. Ben anne sütü dışında süt içilmesini önermiyorum. O sütü de, keçi sütü bile olsa yoğurt yapsınlar. Çünkü dediğim gibi süt bir sürü ısıl işlemden geçiyor, içindeki sindirici enzimler özelliklerini kaybediyor, vitaminler azalıyor. Halbuki siz onu mayaladığınız zaman enzimler tekrar canlanıyor, sindirici enzimler oluşuyor. Günümüzde o kadar çok alerjik çocuk var ki! En büyük sebeplerden biri de süt.</p>
<p><strong>* Siz kutu sütleri hiç önermiyorsunuz. Neden?</strong></p>
<p>Çünkü çok yüksek ısıl işlemden geçiyorlar, süt molekülleri tahrip oluyor, sütün bütün molekül yapısı değişiyor, süt süt olmaktan çıkıyor, en büyük alerjen oluyor.</p>
<p><strong>* Peki ama süt içmezseniz osteoporoz riskiniz artıyor deniyor? </strong></p>
<p>En fazla süt içilen ülke Amerika’dır. En fazla osteoporoz de beyaz Ameriklılar’da görülür. Ama zencilerde, Latin Amerikalılarda ve Kızılderililerde süt tüketimi azdır. Çünkü onlar da tıpkı Türkler gibi süt şekerini (laktoz) sindiremezler. Bu nedenle süt tüketimleri azdır ve işin ilginci kemik erimesi da daha azdır onlarda. Sütün içinde kalsiyum yüksek ama bunun emilmesi çok büyük sorun. Bu yüzden bu görüş de yanlış. Bunun için yoğurt yiyin, kefir yiyin, çok daha iyi...</p>
<p><strong>Nineleriniz dedeleriniz gibi beslenin</strong></p>
<p><strong>* Hocam bu söylediklerinizi yerine getirebilmemiz için bütün okullarda seferberlik başlatılması lazım bence.</strong></p>
<p><strong>Kim yapacak onu?</strong></p>
<p><strong>* İyi ama çocukların beslenme çantasına meyve suyu ve süt konulmasını istiyorlar... Anne babalar da marketten alıp koyuyor. Yanına yiyecek olarak da bisküvi, gofret veriyorlar üstelik... Sonuç ortada, ilkokula giden çocukların hepsi benden daha şişman. O kadar hareket etmelerine rağmen... </strong></p>
<p>Size bir örnek vereyim, Marmara Adası’nda bizim bir tanıdığımız öğretmenlik yaptı. Bakıyor herkes kutu süt kullanıyor. Diyor ki, “Bakın sizin burada keçileriniz var. Tamamen doğal besleniyorlar, ağılları bile yok, yaz kış serbestler, çok güzel sütleri var. Bu UHT’li kutu sütleri almayın, çünkü o sütler sağlıklı değil, sizin zaten keçileriniz var, onların sütünü için, en sağlıklı süt o.” Ama kaymakamlık da sütlerin açıkta satılmasına izin vermiyor. Ertesi gün bir bakıyor ki geniş bir beyaz afiş asılmış, üzerinde ‘En sağlıklı süt ambalajlı süttür’ diye yazıyor... Kutu sütü konusunda bir sürü dava açıldı hakkımda. Onun için sanayi tipi sütçüleri düşmandırlar bana. Mandıra sütçüleri de tersine çok severler. Sanayi tipi tavuk üreticileriyle de aram iyi değil tabii...</p>
<p><strong>* Tavuk yemek zaten günah bence... Hayvancağızları, bir an önce et yapsınlar diye dapdaracık yerlerde, kıpırdamalarına bile izin vermeden büyütüyorlar...</strong></p>
<p>Ayağı yere değmeden tencereye düşüyor tavuk, güneş yüzü görmeden. Yumurta tavuklarının da gagaları kesiliyor, birbirlerine zarar vermesinler diye...</p>
<p><strong>* Para kazanacağız diye nasıl da işkence ediyoruz bu hayvanlara böyle. Buna dur diyecek birileri olmalı mutlaka... </strong></p>
<p>Bu kuş gribi gündemdeyken, “Tavuklara başlatılan haçlı seferlerine hayır” diye bir açıklama yaptım. Tavukçular Derneği Başkanı geldi, “İyi hocam da niye böyle yapıyorsunuz, biz insanlara ucuza tavuk üretiyoruz” dedi. “İyi de tam tersine siz insanları açlığa mahkum ediyorsunuz” dedim. Köylü 3 tane tavuğunu, 20 tane yumurtasını pazarda satıyordu, onları da yapamıyor artık. Üç tavuk 10 liradan 30 lira, 20 yumurta da 1 liradan 20 lira ediyordu. O 50 lirayla, birkaç metre Amerikan bezi, biraz un, biraz şeker alıyordu. Onunla geçiniyordu. Bir yandan da o tavuğun etini, yumurtasını yiyordu. Ama sen onun elinden tavukları aldın ne oldu birdenbire? Adamcağız İstanbul’a göç etti, çoğu iş bulamadı, ser sefil oldular.</p>
<p><strong>* Eskiden tavuklar pazardan alınır, kestirilirdi, o tavukların lezzeti de farklı olurdu. Çok daha sağlıklı olduklarını ise artık hepimiz biliyoruz... </strong></p>
<p>Bu tavukların kesimi kuş gribinden sonra yasaklandı biliyorsunuz. Biz de kuş gribine kadar pazardan alıp kestirirdik tavuğu. Şimdi yok artık.</p>
<p><strong>* Beslenme konusunda eskiye dönüş olması ve vicdanlı üretim yapılması gerektiğini düşünüyorum. Ama nasıl olacak bu, hiç bilmiyorum... </strong></p>
<p>Biz de onun için uğraşıyoruz işte. En azından ben şunu diyorum, “Şimdiye kadar ben bunu bilmiyordum” diyemezsiniz artık, ben bunu söyledim size, bitti. “Ben bunu duymamıştım” diyemezsiniz, şimdi duydunuz. Duyduysanız gereğini yapacaksınız!</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">12584</guid><pubDate>Wed, 14 Dec 2011 16:04:45 +0000</pubDate></item><item><title>Sa&#x11F;l&#x131;kta Yeni Bir D&#xF6;nem Ba&#x15F;l&#x131;yor</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=12572]]></link><description><![CDATA[
<p><strong>	</strong><strong><strong><span style="color:#4b0082"><span style="font-size:14px"><span style="font-family:comic sans ms,cursive">Genel Sağlık Sigortası, 1 Ocak 2012 tarihinde yürürlüğe girecek. Böylece yeşil kartı ve sosyal güvencesi olmayanlar da sağlık hizmetinden yararlanabilecek.</span></span></span></strong></strong></p>
<p><img src="http://www.sacitaslan.com/f1/a60_081ad.jpg" alt="a60_081ad.jpg"></p>
<p><span style="color:#4b0082"><span style="font-size:14px"><span style="font-family:comic sans ms,cursive"><strong>Bu kişilerden ailedeki fert başına geliri asgari ücretin üçte birinden az olanların primini devlet ödeyecek. Hazine'nin üstleneceği sağlık primi ile bu kişiler, tıpkı sigortalılar gibi sağlık hizmeti alacak. Örneğin çalışırken işsiz kalanlar da bu imkândan yararlanabilecek.</strong></span></span></span></p>
<p> </p>
<p><span style="color:#000000"><span style="color:#4b0082"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-family:comic sans ms,cursive"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:14px"><strong>Halen işsiz kalan biri, 100 gün boyunca sağlık hizmetinden yararlanabiliyor. İş bulamaması halinde 100 günün sona ermesiyle sağlık hakkı sona eriyor. Yeni uygulamada başka bir geliri yoksa ya da ailenin geliri kişi başına asgari ücretin üçte birinden az ise sağlık primlerini Hazine ödeyecek. Brüt asgari ücretin 837 TL olduğu dikkate alındığında bu miktarın üçte biri yaklaşık 279 TL. Dört kişilik bir ailede geliri bin 116 TL'nin altında olan ailenin sağlık primini, 1 Ocak'tan itibaren Hazine üstlenecek. Böylece toplumun tamamının sağlık güvencesine kavuşması mümkün olacak.</strong></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span style="color:#000000"><span style="color:#4b0082"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-family:comic sans ms,cursive"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:14px"><strong>Sosyal güvencesi olmayıp geliri asgari ücretin üçte birinden fazla olanlar ise gelirine göre kademeli şekilde sadece sağlık primi ödeyip sağlık hizmeti alabilecekler. Ailedeki kişi başına geliri asgari ücretin üçte biri ile asgari ücret arasında olanlar, 33 lira sağlık primi ödeyerek sağlık hizmeti alabilecek. Ailedeki kişi başına geliri asgari ücret ile asgari ücretin iki katı arasında olanlar 100 TL, geliri asgari ücretin iki katından fazla olanlar ise 200 TL ödeyerek sağlık hizmeti alabilecekler.</strong></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-size:12px"> </span></span></span></p>
<p><span style="color:#000000"><span style="color:#4b0082"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-family:comic sans ms,cursive"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:14px"><strong>Halen sosyal güvenlik mevzuatı gereği, özel sigortalar hariç kişilerin yalnız sağlık primi ödeyerek sağlık güvencesinden yararlanma hakkı bulunmuyor. Bu hakka kavuşabilmesi için sigortalı olması ve emeklilik primi ile sağlık primini birlikte ödemesi şart. 1 Ocak'tan itibaren vatandaşa yalnız sağlık primi ödeyerek sağlık güvencesinden yararlanma hakkı geliyor. Böylece, isteyenler gelirine göre 33 TL ile 200 TL arasındaki primi ödeyerek genel sağlık sigortalısı olabilecekler. Bu sigorta ile tıpkı diğer sigortalılar gibi sağlık güvencesine kavuşacaklar.</strong></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-size:12px"> </span></span></span></p>
<p><span style="color:#000000"><span style="color:#4b0082"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-family:comic sans ms,cursive"><span style="font-size:12px"><span style="font-size:14px"><strong>Türkiye'de aktif çalışan kişi sayısı 17 milyon 400 bin. Emekli sayısı ise 9 milyon 498 bin. Toplamda 26 milyon 898 bin kişi emekli ve çalışan olarak sosyal güvenceye sahip. Bu kişilerin bakmakla yükümlü oldukları kişilerle birlikte sosyal güvence kapsamındaki kişi sayısı 62 milyon 789 bin. Bu rakama 9,5 milyonluk yeşil kartlılar da eklendiğinde sosyal güvenceye sahip olan kişi sayısı yaklaşık 72,3 milyona yaklaşıyor. Türkiye İstatistik Kurumu'nun verilerine göre Türkiye'nin nüfusu ise 73 milyon 722 bin. Buna göre yaklaşık 1,5 milyon kişi sosyal güvenlik kapsamında değil. Genel sağlık sigortasının yürürlüğe girmesiyle birlikte bu kişilere sağlık primi ödeyerek sosyal güvenlikten yararlanma hakkı sağlanacak. 1 Ocak'tan itibaren yeşil kartlılar genel sağlık sigortası kapsamına alınacak ve sağlık hizmetlerinden faydalanmayı sürdürecek.</strong></span></span></span></span></span></span></p>
<p><span style="color:#000000"><span style="font-family:Arial, Helvetica, sans-serif"><span style="font-size:12px"> </span></span></span></p>
]]></description><guid isPermaLink="false">12572</guid><pubDate>Tue, 29 Nov 2011 14:04:33 +0000</pubDate></item><item><title>5 Milyon Ye&#x15F;il Kartl&#x131;ya K&#xF6;t&#xFC; Haber</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=12560]]></link><description><![CDATA[
<p>5 milyon Yeşil Kartlı, sağlık hizmeti almak istiyorsa 2012’de prim ödeyecek</p>
<p>Yılbaşından itibaren Yeşil Kart sistemi kalkıyor. Yaklaşık 9.5 milyon Yeşil Kart sahibinin durumu, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından yapılacak gelir testiyle ortaya çıkacak. Genel Sağlık Sigortası sistemine geçilirken, sadece aylık geliri 279 TL’nin altında olanlara bedava sağlık hizmeti verilecek. Bu limitin üzerinde geliri olanlar ise kademeli olarak prim ödemek zorunda kalacak. Prim miktarı gelirin seviyesine göre 33 TL’den başlayacak 200 TL’ye kadar çıkacak. Böylece bütçede sağlık giderlerinde 4.4 milyar TL tasarruf sağlanacak</p>
<p>Yeşil Kart’ta sona geliniyor. Yılbaşından itibaren ‘Yeşil Kart’ sistemi kalkıyor. 1.5 ay sonra 9.5 milyon Yeşil Kart iptal edilecek. Yeni dönemde Genel Sağlık Sigortası (GSG) sistemine geçilirken, Yeşil Kartlılar da genel sağlık sigortası kapsamında olacak. Yeşil Kart sahiplerinin her birinin durumunun ne olacağı, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) yapacağı gelir testiyle belirlenecek. Buna göre en az 5 milyon Yeşil Kart sahibinin prim ödemek zorunda kalacağı tahmin ediliyor. 9.5 milyon Yeşil Kart sahibi, durumunun ne olacağını ve ne kadar prim ödemek durumunda kalacağını öğrenmek için yılbaşına kadar bekleyecek.</p>
<p>Yaklaşık 9.5 milyon Yeşil Kart sahibinin durumunu belirleyecek olan gelir testi ve uygulama esasları ise halen yürürlüğe girmeyi bekliyor. Bu konuyla ilgili çalışmaları Sosyal Güvenlik Kurumu yürütürken, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın da bu konuda çalıştığı belirtildi.</p>
<p>Çalışmalar kapsamında Yeşil Kart sahipleri, harcamaları, taşınır ve taşınmazları ile bunlardan doğan hakları da dikkate alınarak, banka kredi kartı harcamalarından, kira ödemelerine, kira gelirlerinden elektrik, su, telefon kullanımlarına kadar bir çok ayrıntıyı içeren yöntemler ve veriler kullanılarak teste tabi tutulacak.</p>
<p>Asgari ücret esas olacak</p>
<p>Yeşil Kart sahiplerinin Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) ne kadar prim ödeyeceğine ilişkin hesaplama, yılbaşında yürürlüğe girecek yeni asgari ücret rakamlarına göre belirlenecek. Yapılacak gelir testiyle Yeşil Kartlılar’ın önemli bir kısmının devlete prim ödemek zorunda kalacağı belirtiliyor. Henüz tamamlanmamakla birlikte yaklaşık 9.5 milyon yeşil kartlının en az 5 milyonunun gelir testini geçemeyeceği ve bu nedenle prim ödemek zorunda kalacağı tahmin ediliyor.</p>
<p>Kademeli prim alınacak</p>
<p>Ortaya çıkan gelir rakamı aylık asgari ücretin üçte birinden az olması halinde bu kişilerin primlerini devlet ödeyecek. Mevcut duruma göre hesaplanırsa, şu anda geliri 279 liradan fazla olan herkes devlete prim ödeyecek.</p>
<p>Halen brüt asgari ücret 837 lira düzeyinde bulunuyor. Bunun üçte birinden az, yani 279 liradan az geliri olan vatandaşların primleri devlet tarafından ödenecek. Bunun üzerindekiler kademeli rakamlarda prim ödemek zorunda kalacak.</p>
<p>Örnek olarak sistem şu anda devreye girse, aylık geliri 279 lira ile brüt asgari ücret tutarı olan 887 lira arasında olanlar, brüt asgari ücretin üçte birinin yüzde 12’sine karşılık gelen 34 lira düzeyinde Genel Sağlık Sigortası primi ödeyecek.</p>
<p>Brüt asgari ücret ile brüt asgari ücretin iki katı yani şu anda 1.674 lira arasında geliri olanlar ise brüt asgari ücretin yüzde 12’sine karşılık gelen 100 lira tutarında prim ödeyecek.</p>
<p>Brüt asgari ücretin iki katından fazla geliri olanlar ise brüt asgari ücretin iki katının yüzde 12’si yani 201 lira tutarında Genel Sağlık Sigortası primi ödeyecek.</p>
<p>4.4 milyar TL’lik tasarruf hedefi 2012 bütçesinde</p>
<p>Temel büyüklüklerle ilgili tahmin ve hedeflerin yeraldığı 2012 Programı’na göre hükümet, Yeşil Kart sisteminin ortadan kaldırılmasıyla bütçedeki sağlık giderleri kaleminde 4.4 milyar liralık bir düşüş olacağı hesaplandı. Bu durum 2012 Programında da, “ 5510 sayılı Kanun uyarınca yeşil kart sahiplerinin sağlık harcamalarının 2012 yılından itibaren SGK’ya devredilecek olmasından ötürü sağlık giderleri kaleminde bir önceki yıla göre 4.4 milyar TL’lik bir düşüş bekleniyor” ifadesiyle yeraldı.</p>
<p>İnternet habber</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">12560</guid><pubDate>Sat, 12 Nov 2011 15:39:30 +0000</pubDate></item><item><title>Aile Hekiminden Sevk Almadan Hastaneye Gidilemeyecek</title><link><![CDATA[https://www.omurilikfelclileri.com/index.php?app=forums&module=forums&controller=topic&id=12561]]></link><description><![CDATA[
<p>Aile hekiminden sevk almadan hastaneye gidilemeyecek</p>
<p>Acil hastalar dışında artık hiç kimse aile hekimi onayı olmadan hastanelere ve uzman doktora gidemeyecek.</p>
<p>Sevk almadan hastaneye gidilmeyecek</p>
<p>Çalışma Bakanı Faruk Çelik, tedavi ve ilaçta yaşanan savurganlık ve istismarın boyutunun 4,1 milyar liraya ulaştığını söyledi. Çelik bundan sonra hastaların kendi kendilerine hastanelere gidemeyeceğini buna aile hekimlerinin karar vereceğini kaydetti ve ekledi: “Sevk zinciri sıkılaşacak”</p>
<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, incelemeler sonucunda sağlık harcamalarında toplam 4,1 milyar liralık istismar ve israfa rastladıklarını bildirdi. Çelik, öngörülerin üzerinde gerçekleşen sağlık harcamalarının 3 milyar lirasının tedavi giderleri, 1,1 milyar lirasının ilaç savurganlığından kaynaklandığını ifade etti. Bakan Çelik’in verdiği bilgilere göre, tedavi giderlerindeki aşırı harcamalar sevk zincirinin etkin şekilde uygulanamamasından kaynaklanıyor. Çelik, sigortalı hastaların devlet hastanelerinde 1,5 milyar lira, üniversite hastanelerinde 661milyon lira ve özel hastanelerde de 705 milyon lira fazladan tedavi giderine yol açtıklarını söyledi. Çelik, bu hastaneler için ayırdıkları ödenekleri ise sırasıyla devlet hastaneler için 13,1 milyar, üniversite hastaneleri için 4milyar 75 milyon lira, özel hastaneler için de 5milyar 643 milyon lira olduğunu belirtti.</p>
<p>HASTA KENDİNİ SEVK EDİYOR</p>
<p>Bakan Çelik, tedavi ve ilaçta yaşanan istismar ve israfın önüne geçmek için sevk zincirini daha sıkı uygulamaya karar verdiklerini bildirdi. Çelik, hastaların önce aile hekimlerinden sağlık hizmeti alacaklarını, aile hekiminin uygun görmesi halinde hastaların hastane ve uzman hekimlere sevk edileceğini ifade etti. Çelik şöyle konuştu: “Vatandaş kendi hastalığı hakkında kendisi teşhis koyup aile hekimine değil de devlet ya da üniversite hastanesindeki bir profesöre gitmesi gerektiğine karar veriyor. Yani hasta kendi kendini sevk ediyor.Hastanın bu tercihi sisteme maliyet yüklüyor.”</p>
<p>İlaçlar çöpe gidiyor</p>
<p>Bakan Çelik, ilaçta da istismar ve savurganlığı önlemek amacıyla yeni önlemler alacaklarını bildirdi. İlaç kutularının küçültülmesinin önemli rol oynayacağını belirten Çelik, “Doktor hastayı tedavi edebilmek için önce bir ilaç başlıyor. Mecburen çok sayıda kutu ilaç yazıyor. Ancak tedavinin daha ilk aşamasında o ilaçların hastaya uygun olmadığı anlaşılıyor. İlaçlar değiştiriliyor. Bu sefer yeni kutular yazılıyor. İlk yazılan çöpe gidiyor. Bu tür israflar son bulacak” dedi. Çelik, yerli ilacı geliştirme de dahil olmak üzere her türlü alternatif üzerinde çalıştıklarını vurguladı.</p>
<p>İntenet haber</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">12561</guid><pubDate>Sat, 12 Nov 2011 15:46:09 +0000</pubDate></item></channel></rss>
