Dogru_Yol

Üye
  • Content count

    1,928
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    20

Everything posted by Dogru_Yol

  1. Bülent Küçükaslan İlk anda şunları yazabilirim: Öncelikle her omurilik yaralanması (aynı seviyede bile olsa) cinsellikte aynı etkiyi yaratmaz. Erkekler için ereksiyon da boşalma da farklı şekilde olur ya da olmaz. Yani her birey farklıdır.. Ereksiyon sorunu yaşanıyorsa ve bu eşler arasında bu bir sorun olarak görülüyorsa, bunun için ereksiyonu sağlayıcı şu yöntemler var: 1- 36 saate varan ereksiyon takviyesi sağlayan Viagra vb. ilaçlar 2- 3-8 saat arasında ereksiyon sağlayan ve penise zerk edilen iğne. 3- Penise sürülen kremler. 4- Ereksiyonu sağlayan pompa diyebileceğimiz bir ürün Orgazm: 1- Normalde orgazm olunamıyorsa, pompa diyebileceğimiz bir ürünle boşaltım sağlanabiliyor 2- Ferti Care isimli bir cihazla sperm atılımı sağlanabiliyor 3- Bilmiyorum başka medikal ürünler de olabilir..? Çocuk olabilir mi? 1- Yukarıda bahsettiğim pompa ile sperm alınabiliyor 2- Tüp bebek olayında kullanılan yöntemler kullanılarak sperm alınabiliyor Yani çocuk olmasında hiç bir sorun yok. Yeter ki sperm sayısı vb. koşullar uygun olsun. -------------------------------------------------------- Omurilik yaralanması olanların yüzde 99,9'unda boşalma olmaz. Genellikle hisle birlikte hareket de kaybolur. Yani vücut sperm ürettiği halde bu dışarı atılamaz (bazı medikal aletlerle bu atım sağlanabiliyor vs.). Haz almak konusuna gelince. Haz, kesinlikle kişiye göre değişir. Cinsel ilişki her yönüyle yaşanır ve (boşalma hariç) aynı tadı verir. Boşalmayla biten ilişkiye 10 puan dersek, bence boşalmadan yaşanan ilişki 9.9'dur. Hatta bu bazen 10.1'e bile çıkabiliyor Neden? Çünkü sevişme ne sadece cinsel birleşmeden ne de sadece boşalmadan oluşur. Sevişme bir ritüeldir; bir sürü haz noktalarının/unsurların (neredeyse) tiyatral bir kurguyla oynanmasıdır. Ve bu oyunda sadece bir sahneye odaklanıp diğer sahneleri görmezden gelmek esas büyük kayıptır.
  2. İstatistiklere göre, bazen daha fazla, bazen daha azda olsa, her insan günde 200 kez yalan söylemeyi aklından geçirir. Ancak kadınlar çoğu zaman başkasını kırmamak için bu isteğe kapılırken, erkekler kendi kişilik değerlerini artırma amacıyla atıp kesme yoluna başvuruyor. Erkeklerin en çok söylediği meşhur yalanlar ise şunlar: Statü yalanı Erkekler olayları biraz şişirmeye meraklı. En büyük arabalar onların, en önemli iş yerlerinde onlar çalışır. Bu gösteriş hevesi kendilerini başkalarıyla kıyaslama düşüncesinden kaynaklanıyor. Bilgi yalanı Hiç bir bildikleri olmasa da, erkeklerin yüzde 84 ü bilgi sahibiymiş gibi davranıyor. Kendilerini sorun çözme konusunda yetenekli görüyorlar. Duygu yalanı Bir problemin mi var? erkeklere sorulduğunda, genelde Hayır, yok! derler. Zaaflarını açığa vermeyi sevmediklerinden bunları gizlerler. Korku yalanı Erkekler, cesur olmaları gerektiğini sanırlar. Onun için korkularını ve fobilerini (örümcek gibi) saklarlar. Tembellik yalanı Yaptıkları her şeyi abartılmış gerekçelerle savunmayı hoşlanırlar. Beyinlerinin arkasında yatan düşünce: Yaptıkları herşeyin bir anlamı olmasını isterler. Kaytarma yalanı Uzun süreli tartışmalardan kaçmak için, soruları hemen kısa bir Evet ile cevaplandırırlar. Örneğin ,Beni halen seviyor musun? veya Bu elbise bana yakıştı mı? suallerini. Ağzından çıktığıyla aklından geçirdiği Yalana ilişkin yapılan çeşitli araştırmalarda, erkeklerin söylediği ve aklından geçirdiği arasında dağlar kadar fark olduğu ortaya çıktı. Bunlardan bazı örnekler: Söylediği: Ben daha çok evime bağlı bir insan sayılırım Düşündüğü: Kahvehanelerin çoğunda bana ayak basma yasağı konulduğundan beri Söylediği: Neden bu kadar kıskanç olduğunu gerçekten anlamıyorum? Düşündüğü: Sibel, Burcu ve Hülya Allah'tan öyle değiller. Söylediği: Çok çalıştığını görmek beni üzüyor. Düşündüğü: Sen temizliğini yaparken ben televizyon izleyeyim bari Söylediği: Ne, çocuk yine ishal mi oldu? Düşündüğü: Oysa bira içtikten sonra ne güzel hemen uykuya dalmıştı... Söylediği: Her zaman için arkadaş kalabiliriz Düşündüğü: Beni telefonla aramadığın sürece Ah Erkekler Siz Erkekler ALINTI
  3. APEGO / K Ayağa Kalkarlı Model Akülü Engelli Arabası Hem Normal hem de ayağa kalkar APEGO / K Ayağa Kalkarlı Model Akülü Engelli Arabası Hem Normal hem de ayağa kalkar Fiyat 9.200,- TL. sgms.com.tr
  4. 1-Saçlarını okşa 2-Yücelt 3-Şımart 4-Gözlerinin içine bak, 5-Geleceğe ait planlar yap, 6-Dil dök 7-Yalvar, 8-Destek ol 9-Yemeğe götür 10-Ak merkeze götür 11-Tekneye bindir 12-Güldür 13-Zeka oyunları yap 14-Müzik dinlet 15-Teşvik et 16-Teskin et 17-Affet 18-Hayran kal 19-Banyosunu hazırla 20-Güven ver 21-Kapıyı tut 22-Asansörde kat düğmesine bas 23-Arabasının kapısını aç 24-Isıt, sıcacık yap !! 25-Sıkıca Sarıl 26-Öp (öyle öp ki dudakları morarsın !!) 27-Ona hasta ol 28-Kulağına fısılda 29-Ayaklarına masaj yap 30-Televizyonun kumandasını ona ver 31-Konsere götür 32-Onu her yerde ve her zaman bekle 33-Tanrıçan yap 34-Onunla birlikte rejim yap 35-Onunla birlikte spor yap 36-O uyumadan uyuma 37-O uyanmadan uyanma 38-Ne istediğini önceden anla 39-Günde yedi kez özür dile 40-Sürekli onu dinle 41-Arkadaşlarına katlan 42-Yorganı çekince ses etme 43-Yorganı titretme 44-Spor araba al, Saat al, Yüzük al, Küpe al, 45-Maç seyrederken TV sesini kıs 46-Tıraş ol, Saç şeklini değiştir,Kareli gömlek giy 47-Serbest piyasa kurallarını unut 48-Köpeği gezdir 49-Yemin et 50-Dayan ve Katlan Sabret Ve En Önemlisi Bunların Hepsini Her Gün Yap ALINTI
  5. Makinist Çiftçi Berber Araba Alıntı
  6. <object width="400" height="300"> <param name="allowfullscreen" value="true" /> <param name="allowscriptaccess" value="always" /> <param name="movie" value=http://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=548304 /> <embed src=http://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=548304 wmode="window" bgcolor="#000000" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" menu="false" scale="noScale" width="400" height="300" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object><p><a href=http://www.izlesene.com/video/amator-amator-----gucendi-yuregim/548304 target="_blank" title="amatör - gücendi yüregim..">amatör - gücendi yüregim..</a> | <a href=http://www.izlesene.com target="_blank" title="izlesene">izlesene.com</a></p>
  7. Sakın Bana Dokunma

    <object width="400" height="300"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /<param name="movie" value=http://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=166976 /><embed src=http://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=166976 wmode="window" bgcolor="#000000" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" menu="false" scale="noScale" width="400" height="300" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object><p><a href=http://www.izlesene.com/video/amator-amator-----sakin-bana-dokunma/166976 target="_blank" title="amatör - sakin bana dokunma">amatör - sakin bana dokunma</a> | <a href=http://www.izlesene.com target="_blank" title="izlesene">izlesene.com</a></p>
  8. Bülent Küçükaslan 1- Omurilik yaralanması geçiren erkeklerin penislerinde ereksiyon olur mu? Yaralanmaya göre değişir. 2- Doğal yollardan ereksiyon olamayan kişiler ereksiyon için ne gibi seçeneklere sahipler? Viagra/Cialis vb. haplar, kremler, medikal ürünler gibi birçok seçenek var. Ancak bunların yetersiz kaldığı, yan etkisinden çekinildiği, ya da başka bir sebeple tercih edilmediği durumlarda, başarı oranı neredeyse yüzde 100 olan bir başka yöntem vardır: İlaçla enjeksiyon yoluyla ereksiyon. 3- Enjeksiyon yoluyla ereksiyon sağlayan ilacın adı nedir? (Bilgi) http://www.ilacrehberi.com/cgi-bin/ilac_rehberi.asp PAPAVERIN CHL 0,06 GR 10 AMPUL İlaç Fiyatı 3.18 YTL Papaverin bir kutu içindeki iğne kapsüllerinden oluşur ve ilacın enjektörle penise şırınga edilmesi sonucu peniste ereksiyon sağlar. Bu işlem için kullanılacak şırınga şeker hastalarının kullandığı küçük şırıngalardır. 4- Yani penise iğne mi yapılıyor? Evet. Yalnız, uzman doktor tarafından tavsiye edilmesi ve onun ardından uygulanması kesinlikle şarttır. 5- Enjeksiyon işlemi ne zaman yapılmalıdır? İlişkiye girmeden on dakika kadar önce. 6- Doz nasıl ayarlanmalıdır? Bu konu önemlidir... Eğer aşırı doz vurulursa penis çok uzun süre erekte olarak kalır ve bu geri dönülmez zararlara yol açabilir. Bu yüzden doz azar azar denenmeli ve etkisi ölçülmelidir. 30 mg lik doz uygun bir başlangıçtır. Yeterli görülmezse doktor önerisi ile kademeli olarak 100 mg'a kadar denenebilir. Ancak tekrar edelim ki, bütün bu işlemlere başlamadan önce mutlaka bir doktora görünmek gerekmektedir. 7- Enjeksiyon nasıl gerçekleştirilmelidir? - İlaç şırıngaya çekilir, içinde hava kabarcığı olmamasına dikkat edilir. - Enjekte edilmeden önce penis orta ve işaret parmağı arasına alınarak geriye doğru çekilir, baş kısmının görece sertleşmesi sağlanır (Bu işlem gereklidir çünkü şırınga direk kasın içine enjekte edilmelidir) - İğne penisin sol ya da sağ yanına, Penisin uzunlamasına orta kısmının hemen altına vurulmalıdır. Bir başka ifadeyle, penise tepeden bakıldığında, saat 3 ya da 9 istikametine, orta kısmının 1-2 cm. altına, kasın içine, penis başındaki damarların arasından vurulması gerekmektedir. - İlaç yavaş yavaş zerk edilmeli, bittiğinde, enjektör usulca çıkarılıp iğne vurulan yer alkolle dezenfekte edilmelidir. 8- Bu yöntemle ereksiyon hangi sıklıkla yapılabilir? - Öncelikle asla bir iğne vurulduktan sonra bir süre bekleyip ikinci bir iğne vurulmamalıdır. Bazı kişiler bir kaç dakika içinde ereksiyonun gerçekleşmediğini görünce hafif erekte penise yeniden iğne vuruyorlar; böyle olunca yarım sertleşmiş peniste ciddi şişlikler olmaktadır. - İhtiyaç halinde ikinci iğne ancak ve ancak ilkinin etkisi geçtikten (ereksiyon sona erdikten) sonra vurulabilir. Bu etki (yani ereksiyon) kişiden kişiye değişmekle birlikte ortalama on dakikada ortaya çıkar ve takribi olarak iki saat ila dört saat arasında devam eder. - İğnenin dozu fazla vurulursa 12-14 saate varan ereksiyonlar görülebilir. Bu durumda mutlaka doz azaltılmalıdır. Aman diyorum!
  9. Omurilik felçlileri ailesi Huzur evine yerleşmek düşüncesi sizce nasıl ?
  10. HAYATINIZI GELİŞTİREBİLİRSİNİZ Kaç kere kendinize, hayatınızı istediğiniz yönde geliştireceğinizi söyleyip hiç bir şey yapmadan bu söz aklınızdan uçuverdi? Kaç kere memnun olmadığınız yönlerini değiştirmek için andlar içtiniz de bunu kararlılıkla sürdüremediniz? Sizi tutan , hayatınızı istediğiniz gibi yaşamanıza engel olan nedir? Motivasyon, hedef, istek, disiplin ya da irade gücü eksikliğinden biri ya da bir kaçı olabilir mi? Genelde ki özellikle yeni yıl başlarında insanlar kendilerine hayatlarını değiştireceklerine dair sözler verirler. Bu bir kitap ya da makale okumakla olabilir. Ne olursa olsun hayatınızı geliştirmeyi istemek ertelenecek bir şey olmamalıdır. Peki olumlu değişimler yaşamak mümkün mü ya da ne kadar mümkün ? Evet bu mümkündür. Fakat kesin bir yöntem ve yolu belli bir planınız olmalıdır. 1. Neyi geliştireceğinize karar verin. Size özel olsun. Kendinizi rahat hissettiğiniz bir mekanda tek başınıza oturun ve gerçekten hayatınızda neleri değiştirmeyi, geliştirmeyi istediğinizi bir kağıda yazın. Yazarak gerçekten neyi isteyip neyi istemediğinize görmeniz daha kolay olacaktır. Bu sizin değişim gelişim listeniz olsun. 2. Yazdığınız değişim - gelişim listenizde bir öncelikler sıralaması yapın.Önem sırasına göre yazdıklarınızı sıralayın. 3. Bunları nasıl gerçeğe çevireceksiniz bir plan yapın. Planınız mümkün olduğu kadar uygulanabilir olsun. Hayal gücünüzü, yaratıcılığınızı, duygularınızı işe katın. 4. Hemen şimdi kalkın ve hedefleriniz için yani kendiniz için küçükte olsa bir şey yapın. Şimdi, herşey için en doğru zamandır. Belki hedeflerinizi gerçekleştirmenize yardımcı olacak bir kitap satın almak. yeni biriyle tanışmak ya da bir kursa yazılmak olabilir. Bunlar ve bunlar gibi daha niceleri sizin yapabilirliğinizi arttıran küçük adımlardır. 5. Gelişmeyi düşündüğünüz alanda başarılı olmuş kişileri izleyin,inceleyin. Bu sizin motivasyonunuz için itici bir güç olabilir. 6. Geliştirdiğiniz planınızı gözünüzde canlandırın. Hayali bir resim yapın ve onu gerçekmiş gibi yaşayın. 7. Amacınızı canlı tutun. Gelişim ve değişimin hayatınıza getireceği olumlu katkıları düşünün. 8. Kendinize verdiğiniz sözleri tekrarlayın. 9. Hiç birşeyin sizi yıldırmasına izin vermeyin. Engellere, zorluklara takılmayın. Ne yapacağınıza kesin karar verin. Ne kadar süreceği ya da ne kadar efor sarf etmeniz gerektiğini düşünmeyin. 10. İrade gücünüzü ve öz disiplininizi geliştirin. 11. Kendinize ve de kendi hayatınızı istediğiniz yönde değiştirip geliştireceğinize inanmak yaşam felsefeniz olsun. 12. İstekli ve değişime açık olun. Sadece hayatımı değiştirmek istiyorum demeyin, bu yeterli değildir. Fırsatları yakalamayı yaşam felsefeniz haline getirin. Unutmayın, sadece karar vermek asla yeterli değildir bunun için birşeyler yapmak harekete geçmek gereklidir. Hayatınızın her aşamasında kendinizi de hayatınızı da değiştirip geliştirebilirsiniz. Olumsuzluklara odaklanmayın.Gelişim ve değişim bazen zaman alan ama mükafatını mutlaka alacağınız bir iştir. İngilizce Kaynak : successconsciousness.com Kaynak Kişisel Başarı
  11. Sitemizin bayanları hangi parfümleri kullanıyor ?
  12. Engelimizin evliliğimize etkisi! Engelli olduğumuz için, taşıdığımız bazı kaygılardan dolayı evlenme konusunda birazda olsun çekimser olduğumuz oluyor mu? Engelimizle evlilik arasındaki ilişkilendirme sizce nasıldır? Bir engelli olarak, evlilik konusunda ister istemez bazı çekincelerimizin olması normaldir. Yaşamımızda hayat zorluklarının insanı bunalttığı bir dünyada yaşamak gerçekten zordur. Üstelik bizim buna bir de engelimiz eklenince bu zorlukların katlanarak artması da kaçınılmaz oluyor. İşte bu bağla da düşündüğümüz zaman, insanın evlenme ile ilgili tereddütleri de orta çıkıyor. Çünkü evlilik çok ciddi bir kavramdır. Bunu ciddiye almadan atacağınız bir adım hayatınız boyunca bizi olumsuz yönde etkileyecektir. Bu olumsuz etkiden kurtulmak için, acele etmeden, karşımızdaki insanı tanımadan karar vermemeliyiz. Zira yapacağımız yanlışların faturası yine bize kesilecektir. Bunun bilinciyle hareket etmeliyiz. Engelimizle evliliği ilişkilendirdiğimizde, ortaya çıkan sonuç bana göre evlenmek hemen hemen hiçbir engelli için, olmayacak bir şey değildir. Her normal insanı hakkı olduğu kadar, engelli insanlarında evlenmeye hakları vardır. Engelimizle ilgili bazı sorunların evliliğimizde yaşanılması kaçınılmazdır. İşte burada dikkat edilmesi gereken konu, evlilik için seçeceğimiz insanın engellide olsa, engelli bir kişiyi anlayabilmesi meselesidir. İnsanlar birbirlerini anlamadığı zaman mutsuzluk kaçınılmazdır. Seçilecek insanın fedakâr olması da çok önemlidir. Bazen hayatta mutluluğumuz için bazı konularda kendimizi feda edebilmeliyiz. Burada bir engelli olarak, evlenilecek kişinin bizi taşıyabilmesi, psikolojik anlamda bizi kabullenmesi de çok önemlidir. Karşısındaki kişiyi kabullenemeden, onunla bir ömür boyu yaşamak sanırım hiçte hoş olmayan bir sonuç doğuracaktır. İşte bu sonucun olumsuz olmaması için, karşımızdaki insanın bizim için hissettikleri çok önemlidir. Unutmayalım ki, bazı duyguların gerçek manada hissedilmeden, sadece şifahen söylenilmesi yetmez. Yüreğinde de o duyguyu gerçek manada hissetmedikçe, bu söylemlerin hiçbir anlam ve önemi olamaz. Yapmacık sözlerle mutluluğun olmayacağı çok açık ve nettir. Bunun yanında yaşanılan sorunlar arasında sağlık problemlerinin de olduğu düşünülebilir. Lakin ben sağlık sorunlarından dolayı yaşanılabilecek sorunları kolay aşılabileceğini düşünüyorum. Herkesin gönlünden geçen güzelliklerin hayatına yansımasını temenni ederim. ESHAT...
  13. Yaratıcının en mükemmel tasarımıyım ben. İnsanım ! Ve en mükemmel şekilde tasarlandım. "Ben gizli bir hazineydim, istedim ki bilineyim" diyerek yarattığı âlemlerin en sevgilisi Muhammed'in nuru aşk-ı ile yaratılan kâinatın malıyım. Yani büyük bir aşkın ürünüyüm. Aşk çocuğuyum ben.. Âşık olmak ve kâinata sevgimi sunmak üzere programlandım Yaratıcım tarafından. Aşk ne zaman, ne de mekân arar. İlle de mekân derseniz kalbim derim. Zaman ise; geldiği andır... O gelmeden hissettirir kendini, olaylarla belli eder geleceğini. Sanki geleceğini bilir gibi beklerim onu. Bir hassasiyet bir durgunluk başlar yüreğimde, Fırtına öncesindeki sessizlik gibi bir sükût kaplar etrafımı. Sanki bir şeyleri hisseder ama ne olduğunu kestiremem bir türlü. İşte o an aşk kapımdadır, içeri girmek için davet bekler benden. Ben aşkı bilsem de O'nun kadar aşkı hiç kimse bilemez. O sevenlerin en sevenidir, çünkü aşkı yaratan O dur. O aşkın ta kendisidir. Sevmeseydi zaten yaratmazdı beni. O, istenmeyi istemeseydi, istemeyi içime vermezdi. O sevilmeyi ister, O istenmeyi bekler. Ve yine insanla ayna tutar insana.. Aslında aynada O'dur, Sevgide O'dur, Aşk da O'dur. O benim kapıma gelen deli sevdamdır.. "İnsan benim sırrımdır. Ben insanın sırrıyım " der. Sır nedir?... Aslında kâinattaki en büyük sır "AŞK" tır. Sev der, çok sev ama en çok beni sev.. Sevdirir birleştirmez, Gösterir yaklaştırmaz, Özletir hasret bırakır, Âşık eder kavuşturmaz. Zaten kavuşsa adı ÂŞK olmaz. Yan der, çıra gibi yan ama tutuşma der. Tutuşacaksan sadece benim için tutuş. Bir baş eğmezliktir insanın hayata karşı hırçınlığı. Ve kendini bildiği andan itibaren aşkı arar. Kâinattaki her şey O'nu arayıştır aslında.. O'nu keşfetmek üzere programlanmıştır hayat. Her şeye rağmen AŞK tektir. Gecelerce yıldızların parıltısını seyredersiniz, Ne güzel, Ne ulaşılmazdır onların ışığı. Ama onlarda güneşten alırlar parlaklıklarını. Güneşi seyredemezsiniz gözleriniz kamaşır. Gaye-i ışıktır güneş, Vesile-i ışıktır yıldızlar, güneşi yansıtırlar. Vesile-i AŞK tır insan, Gaye-i AŞK tır Allah Ve perde-i AŞK tır insanı sevmek. İnsanla perdeler kendini hasret bırakır özletir göstermez. AŞK-ı dünyevidir insan ve AŞK-ı uhrevidir. Allah O kulunun kalbine nazar etmeye görsün, Kıvılcımı yaktı mı artık hiç kurtuluşunuz yoktur. O yarattığı kulunu sevdirerek yaklaştırır kendine. Sevgilinin zatında aslında kendi nurudur görünen. Seven O'nu sever, Arayan O'nu arar, İsteyen O'nu ister, Özleyen O'nu özler. Peşinden koştuğumuz da O, Kavuşmak istediğimizde O, Sarılmak istediğimizde O dur.. AŞK; tekdir.. Aslında en büyük lütûftur bu, Kulunun kalbine koyduğu kor ateş. "Her göz etmez fark, İşitmez her kulak, Saklı olmaz birbirinden CAN ve TEN Canı görmek için izin yok ki bil ki sen Bir ateştir, yel değildir ney sesi; Kim ki ateşsizdir; Yok olsun böylesi " der Mevlana.. İşte yana yana gelir kul ona. Mucibince amel ederse dünyevi aşktan uhrevi aşka geçiverir. Aslında Mecnun'a Leyla'dan tecelli eden de onun aşkının nurudur. Ama o kalbe kendi sevgisinden daha şiddetli bir sevginin girmesine müsaade eder mi hiç? Kulunu kullanır, önce kulunda hissettirir zatını, Gönlüne lezzet tat verir. Güllerin kokusunu gül kokusuyla duyurur, Bülbüllerin sesini dinletir, Şakayıkların renklerini gösterir, Fark ettirir hayatı, Aldığı soluğu hissettirir. Sonsuz sevgi pınarından su içirir. Sevmeyi böyle öğretir kuluna. Sevince, İlkbahar olur Sonbaharlar âşıklara. Ve aşkı insana insanla efsane eder ve aşığı aşka müptela eder. Aşık artık maşuğunun peşinden koşar, her yerde onu arar. Leylalar Mecnunlar, Yusuflar Züleyha'lar, Ferhatlar Şirirnler ve daha nice efsaneler bu aşkla ona erdiler. Anne sevgisi, Eş sevgisi, Kardeş sevgisi, Evlat sevgisi, Sevgili sevgisi, Allah dostlarına duyulan sevgi, hepsi birdir.. Hepsi tek pınardan beslenir. Çünkü SEVGİ tektir.. Bilmeden Allah'ı sevmektir ÂŞIK olmak, işte budur aşka mecaz katmak. O zatını, Kulunun suretinde gizler görünmez, ama O kulunu görür.. O bilir, O çok sevdiği kulunun kendisini aradığını, Bir gün mutlaka kendine âşık olacağını da bilir. Bu aşkla Mahmut Hüdai-ye kadılığı bıraktırır. İbrahim Ethem'i atlas yorganından çıkartır. Bişr-i Hafî'ye bütün varlığını tükettirir. Niyazi-i Mısri'ye mum yaptırıp sattırır. Ferhat'a dağları deldirir, aşığa acı çektirir. ÂŞIK sadece sever, O sevdiği ile birlikte olmayı sever, o sevmeyi sever ve "Seni seviyorum" demeyi sever. Âşık, ÂŞKA âşıktır, ÂŞIK aslında SANA ÂŞIKtır... ALINTI
  14. Sizlere Aküler hakkında detaylı bilgi vermek ve mevcut akülerinizin ömrünü uzatabilmeniz için yardımcı olmaya çalışacağım. Bu konuyu burada sizlere aktarabilmem için şans veren Halil Beye (Halil Yılmaz)Teşekkürlerimi sunuyorum. Biliyorum ki Engelsiz Araçlarındaki kullanılmakta olan aküler ciddi bir sorun. Bu konuda elimizden geldiğince sizlere yardımcı olacağız. Lütfen Akü alırken bize danışmasanız bile aşağıda sizlere yazacağımız detaylara dikkat ediniz. Büyük ölçüde sorunlarınıza yardımcı olacaktır. Elektrikli özürlü arabalarında kullanılacak akü mutlaka stasyoner tip ve Deep Cycle veya Jell özellikli olmalıdır. Sulu aküler ve AGM aküler kesinlikle kullanılmamalıdır. Bu akülerin yapısı uygun değildir. Sulu aküler (starter akü) yapısından dolayı özürlü araçlarına kesinlikle uygun değildir. Akünün iki büyük düşmanı vardır. 1- Sıcaklık, 2- Tam deşarj etmek. (Aküyü tam boşaltmak) Aküler tam boşalmadan şarj edilmelidir. Aküleri tam boşaltıp şarj etmek, akünün ömrünü son derece azaltır. Aküler kullanılmadıkları zaman dolu veya boş olduğuna bakılmaksızın devamlı şarj edilmelidir. Aküler mümkün olduğunca güneş görmeyen bir yerde muhafaza edilmeli ve sıcaktan korunmalıdır. Konuyla ilgili sorularınızı bu başlık altından yazarsanız mümkün mertebe sizlere yardımcı olmaya çalışacağım. Bana ulaşmak için www.a1enerji.com.tr veya 0212 320 85 70 nolu telefondan arayabilirsiniz. Not: Çok yakında açacağımız web sitesinde Engelsiz Araç Akülerine yönelik büyük bir çalışmamız vardır. Daha detaylı bilgiler, Akü Fiyatları ve Haberler yer alacaktır. www.akumerkezi.com Saygılarımızla. Bilal YAŞAR A1 Enerji Sistemleri İç ve Dış Tic. Ltd. Şti.
  15. Ağaç Ve İnsan

    AĞAÇ VE İNSAN Kürsel ısınmanın gündemde olduğu son yıllarda doğaya ve insana dikkat çekmek için bu videoyu hazırladık.. Ağaç Ve İnsan Video İzle Bir zamanlar bir ağaç varmış ve küçük bir çocuğa aşık olmuş Ve küçük çocuk her gün gelmeye başlamış Küçük çocuğa yapraklarını uzatmış sevgi ile… verebileceği ilk şeymiş... Küçük çocuk kendini ormanın kralı ilan etmiş Küçük çocuk ağaca tırmanmış ve….. Dallarında sallanmış Küçük çocuk lezzetli elmalardan da yemiş Ve Küçük çocuk ile ağaç saklambaç bile oynamışlar Küçük çocuk yorulunca gölgesinde uyumuş ağacın Ve Küçük çocukta ağaca aşık olmuş O kadar çok ki !... Ağaç artık mutluymuş Fakat acımasız zaman hızla geçiyormuş Ve Küçük çocuk artık çok büyüyüp başkasını bile bulmuş... Ve sonunda ağaç yalnız başına kalmış Sonra bir gün Küçük çocuk geri gelmiş ağaç ise “ haydi gel dallarımda sallan , elmalarımdan ye , saklambaç oynayalım ,gölgemde bile uyursun “demiş.Ama küçük çocuk; “ben artık büyüdüm o dediklerini yapamam”.Bunları sana söylemek istemezdim.Ama ”Bana biraz para verirmisin? Sana para veremem.Ama benim elmalarımı al ve onları kasabada sat böylece sana para vermiş olurum. Ve Küçük çocuk tüm elmaları toplamaya başlamış Ağaç ise çok mutluymuş Küçük çocuk uzun süre gelmemiş tabi ağaç etkilenmiş ve o nu görür görmez hemen “ haydi gel dallarımda sallan , elmalarımdan ye , saklambaç oynayalım ,gölgemde bile uyursun “ demiş . “Artık ben büyüdüm o dediklerini yapamam. Evlendim bir eşim ve bir çocuğum var artık onları düşünmeliyim. Bana bir ev verebilirmisin ?”demiş “benim evim yok ama orman benim evim. İstersen dallarımı kes ve kendine bir ev yap “ demiş ağaç. Ağaç hala onu seviyormuş... Ve o kesmiş bir çok dalı, hiç sormadan, kurumu, yaşmı diye ...Ev yapmak için hepsini götürmüş... Ama ağaç hala çok mutluymuş... Fakat bu sefer çocuk uzun bir zaman gelmemiş ve; geldiğinde ise “ haydi oynayalım demiyorum, biraz sohbet edelim hiç olmazsa mutlu olurum “ demiş ağaç... Ama çocuk artık yaşlı bir adamdır; ve” bana bir kayık verebilirmisin? buralardan gideceğim ”demiş ... Sonra adam ağacı kesmiş Ve bir kayık yapmak için götürmüş... Ama Ağaç hala mutludur. Fakat gerçekten değil... Çok ama çok uzun süre sonra adam geri dönmüş.“ senden çok şey almama rağmen sana bir şey veremedim, ben bir vefasız aptalım” demiş... Çok ama çok uzun süre sonra adam geri dönmüş.“ senden çok şey almama rağmen sana bir şey veremedim, ben bir vefasız aptalım” demiş... Elmalar gitti, dişlerimde, artık elma yiyemiyorum. Dallarında gitti,Kollarımda, artık birşey kaldıramıyorum. Gövden gitti,Benim gövdemde artık birşey yapamıyorum. Evet zavallı kök, bu dediklerimden sonra seni ben, beni yıllar öldürdü... “Çok yorgunum ama çok, nasıl anlatayım keşke burada ağaç olsaydın da, gölgende dinlenseydim” demiş yaşlı adam... Kök ise seslenmiş “ gel otur üstüme hiç olmazsa bu ormanda hala dinlenipte oturabileceğin bir yer var” demiş. Çünkü Ağaç onu hala seviyormuş, hemde daha çok... Ve yaşlı adam oturmuş ve başlamış düşünmeye…….. Ağaç tekrar bana döndü diye çok mutluymuş, çünkü o artık bir yere gidemez……. Ve ... SON Kaynak Kişisel Başarı
  16. Peygamberimize ait pratik değerler KUTLU Doğum günlerindeyiz. Gün geçtikçe Sevgi Peygamberi'ne olan ilgi, alaka, ihtiyaç günden güne büyümektedir. O model insan, bir çıkış kapısı olmaktadır. Önemli olan, O'nu doğru anlamak, doğru okumak, değerlendirmek değil midir?! Yüce Allah kendisini sevmemizi, Peygamberimize bağlılıkla değerlendirmektedir. Çünkü şöyle buyuruyor: “De ki Ey Muhammed, siz Allah'ı seviyorsanız, bana (Peygamber'e) uyunuz. O zaman Allah da sizi sever ve günahlarınızı bağışlar.” İşte biz de bu vesileyle Peygamberimize ait bazı pratik değerleri çıkardık; faydalı oluruz temennisiyle... Dış görünüşüyle ilgili özellikleri: 1- O, dedesi Hz. İbrahim'in duası, Hz. İsa'nın müjdesiydi. 2- O, kendisinden bahsederken “Ben Muhammedim” buyururdu. 3- Diğer bir ismi Mahi'dir. Zira Allah onunla batılı ve küfrün karanlığını gidermiştir. Mahi; kötülüğü yok eden, gideren demektir. 4- O, cahiliye dönemin de bile -Peygamber olmadan önce de- hiçbir puta tapmadı. 5- Hayatında -Peygamberlikten önce de- hiç içki içmedi. 6- Vahiy almadan önce, apaydınlık rüyalar görürdü. Gördüğü rüyalar sonra çıkardı. 7- İlk zamanlarda -Peygamberlikten önce- yalnızlığı severdi. Hira'ya çekilir, orada kendince ibadet ederdi. İlk vahyini (Alak'ı) orada aldı. 8- Görenleri etkileyen bir görüntüsü vardı. O'nu gören kendine çekidüzen verme ihtiyacı duyardı. 9- Üzerinde daima parlak bir ışık yüzünü aydınlatırdı. 10- Ne garipsenecek kadar uzun, ne de kısaydı. Orta boyluydu. 11- Başı büyükçeydi. 12- Yüzü parlak beyazdı. 13- Sakalı genişçeydi. 14- Ağzı dengeli genişlikteydi. Hitabet gücü çok fazlaydı. 15- Yanakları yüzüne uygun yapıdaydı. 16- Göğsü ve karnı aynı seviyedeydi. Göbeği yoktu. 17- Boynu uzun ve güzeldi. 18- Sakal ve bıyıktaki beyaz tüylerin çekilip alınmasını hoş karşılamazdı. 19- Saç ve sakalındaki beyaz tüyün sayısı 20 civarındaydı. 20- Tatlı ve güzel bir yüzü vardı. 21- Yüzü dikdörtgen değil, yuvarlak -dairemsi- bir yapıya daha yakındı. 22- Göz uçları uzundu. 23- Avuç içi uzundu. Bu özelliği cömertliğine işaret sayılmıştır. 24- Yürürken sakin, vakur yürürdü. Dönerken bütün vücuduyla dönerdi. 25- Daima bir murakabe -düşünce- halindeydi. Gökten çok, yere bakardı. Ahlakına ait özellikleri: 26- Her karşılaştığıyla selamlaşırdı. 27- Az ve öz konuşurdu. Gerekmedikçe konuşmazdı. 28- Boş vakit geçirmezdi. Mutlaka bir şeyle meşgul olur, daha çok ibadet ederdi. 29- Çok sabırlıydı. Son derece yumuşak karakterliydi. 30- Her türlü nimeti önemserdi. 31- Hak uğruna gazaplanırdı. Kendi şahsı için hiç hesap sormamıştır. 32- Yüzü güleçti. Daimi olarak tebessüm ederdi. 33- Geceyi üçe bölerdi. Birisini Rabbine ibadet için ayırırdı. Diğer bölümünü ailesine ayırırdı. Son bölümünü ise dinlenmekle geçirirdi. 34- Evinden çıktığında, dönünceye kadar kendisini (dini hususları) ilgilendirmeyen sözlerden uzak kalırdı. 35- Birleştirir, insanları kaynaştırırdı. Ayrılıktan, ayırmaktan uzak dururdu. 36- Bir kavmin ileri gelenine ikramda bulunurdu. 37- Arkadaşlarının durumunu sıkça sorardı. 38- Her probleme karşı hazırlıklıydı. Mutlaka çözüm üretirdi. 39- En değer verdiği insan, başkalarının yükünü hafifleten ve sürekli hayra vesile olan kişilerdi. 40- Oturuş ve kalkışında sürekli Allah'ı anardı. Hatırlatırdı. 41- Bir meclise girdiğinde en uygun olan boşluğa otururdu. Ashabına da böyle hareket etmelerini emrederdi. 42- Cemaatindeki herkesin yararlanacağı şeyler konuşur, her bir insanla özel ilgilenirdi. Kimseyi diğerlerinden ayırmazdı. 43- Biri kendisine soru sorduğunda mutlaka -yürüyor olsa bile- duraksar ve cevabını gülümseyerek verirdi. Sözlerin en yumuşağıyla hareket ederdi. 44- O'nun oturduğu meclise, yumuşaklık, hayâ, sabır ve ölçü hâkimdi. 45- Sokakta, mecliste veya çarşıda sesini yükselttiği görülmemiştir. 46- İnsanların mahremini ve özel hayatını hiç sorgulamazdı. Merak etmezdi. 47- Konuştuğunda insanlar başlarına konmuş olan bir kuşu ürkütmek istemezcesine sessizce dinlerlerdi. O susunca insanlar konuşurlardı. 48- Arkadaşlarının gülüştükleri şeylere O da gülerdi. Arkadaşlarının hayret ettiği şeylere O da hayret ederdi. (Kendini onlardan farklı bir konuma sokmazdı.) 49- Uzaktan gelmiş ve kitle içinde nasıl konuşacağını veya Peygamber'e nasıl muamele edeceğini bilmeyen kişiye anlayacağı dille konuşur ve onu rahatlatırdı. 50- Konuşanın sözünü asla kesmezdi. 51- Her kelimesini üç defa tekrar ederdi. İnsanlar söylediği sözü bir daha asla unutmazlardı. 52- Konuştuğunda O'nu dinleyen herkes ne demek istediğini anlardı. Halkın diliyle konuşurdu. Ağır, ağdalı, şaşaalı, süslü, yaldızlı konuşmalardan hoşlanmazdı. 53- Argo olan, sokak dili olan gayriciddi hiçbir kelime konuşmazdı. Her sözü ciddiydi. İnsanlar O'nun hafif sayılacak hiçbir sözünü duymamışlardı. 54- Düşünerek, ağır ağır ve tartarak konuşurdu. Kelime ve cümleleri birbiri ardınca yuvarlamazdı. 55- Sesi güzeldi. (Devam edecek...) SORALIM ÖĞRENELİM Maide 69. ayette geçen Sabiiler kimlerdir? AHMET ÖMER CAN/OSMANİYE “İnananlar ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiilerden Allah'a ve ahiret gününe inanan ve Salih ameller işleyenler için Rableri katında mükafat vardır” (Maide-69) ayet-i kerimesi, İslam'dan önceki din mensuplarının durumunu anlatıyor. Bu ayette geçen Sabiilerden, Yahudiler ve Hıristiyanlar arasındaki tevhid ehli veya Hz. İbrahim'e inananların kastedildiği tefsirlerde belirtiliyor. Bu konuda farklı görüşler de vardır. Oğluma verdiğim arsayı geri alabilir miyim? CAHİT UYAN/İSTANBUL Ebu Hanife ve Ahmet B. Hanbel'e göre almanız doğru olmaz. İmam-ı Şafii ve Malik'e göre ise geri isteyebilirsiniz. Bir hadiste, kişinin bağıştan dönmesinin doğru olmadığı belirtilir. Ancak baba istisna edilir. Netice itibarıyla, oğlunuzdan zarar görmediyseniz veya bu bağışla diğer çocuklarınıza ciddi bir haksızlık yapmadıysanız verdiğinizi geri almanız hoş olmaz. Ayakta su içmeyi haram sayanlar var. Siz ne diyorsunuz? NAFİZ TANER/MERSİN Hz. Peygamber (s.a.v.) zemzemi ayakta içmiştir. O, hem oturarak, hem de ayakta su içmiştir. Ümmü Süleym'in evinde kırbadan, ayaktayken su içmiştir. Kamil Miras gibi âlimler de ayakta su içmekte bir sakınca olmadığını belirtirler. Nuh tufanında çocuklar ne olmuştur? MİNE EKİZ CANTAZ/İSTANBUL Nuh tufanından önce kadınların kısırlaştırıldığı ve çocuk doğumlarının kesildiğine dair tefsirlerde bilgiler yer almaktadır. O nedenle de tufanda ergenlik çağından önceki çocuklar helak olmamışlardır. Peygamberler günah işlemişler midir? MALİK YURT/MANİSA Peygamberler günah işlememişlerdir. Bütün peygamberlerde 5 genel özellik yer almıştır. Sıdk (sadık olmak) emanet, Fetanet (zeki olmak), ismet (günahsızlık), tebliğ (tebliği ulaştırma). Ancak Peygamberlerde Zelle (ayak sürçmesi) denilen ufak hatalar bulunabilir. Zelle denilen ayak sürçmesi de genellikle fıtraten bilmeleri gereken hususlarda veya ikazın genel çerçevesi içinde kalmak koşuluyla yaptıkları ufak hatalar da olmuştur. Hz. Musa'nın Kıpti ile olan meselesi, Hz. Nuh'un oğlu hakkındaki duası ve benzeri hususlar bu noktadaki örneklerdendir. Nihat Hatipoğlu Kaynak
  17. Türkiye'de engelli olup da alışveriş yapmak mümkün mü ? Geçenlerde elime bir yazı geçti. Türkiye'de internet üzerinden alışverişin, özellikle de market alışverişinin büyük bölümü engelliler tarafından yapılıyormuş. Memleketteki kaldırımların yüksekliğini, ortasından elektrik direği yükselen kaldırım rampalarını, azıcık toplu insanın bile arasından zor zar geçtiği market kasalarını, mağaza girişlerindeki basamakları hatırlayınca gayet normal buldum ve daha önce bu konuda kafa yormadığıma üzüldüm. İnsanın bedensel engellilerin halinden anlaması için ya yaşlı bir insanı şehir sokaklarında gezintiye çıkarması, ya bebekli olup puset kullanması, ya geçici bir sakatlık yaşaması, ya da engelli bir yakınının olması gerekiyor maalesef. Biraz araştırma yaptım ve konuyla ilgili daha önce kaleme alınmış raporlara, araştırmalara ve rakamlara ulaştım. UNESCO'ya göre Türkiye nüfusunun yüzde 14'ü engelli. Geçtiğimiz yıl düzenlenen Engelliler Sempozyumu sırasında 80 kişi ile bir anket yapılmış. Katılanların yüzde 90'ı engelli oldukları için sokağa çıkmakta zorlandıklarını söylemişler. Dolayısıyla alışverişe de çıkamıyorlar. Oysa insan ürettiği kadar tükettiği ile de kendini toplumun işleyen bir parçası hisseder. Yine aynı 80 kişinin yüzde 75'i alışverişe ara sıra çıktığını, yüzde 13'ü hiç çıkmadığını belirtmiş. Sonra bir de görme engelliler var. Onlar diğerlerine oranla çok daha rahat girip çıkabiliyorlar mağaza ve marketlere. Yüksek raflara uzanıyorlar, alışveriş arabalarını kendileri itiyorlar, raftan aldıklarını sepete kendileri atıyorlar. Atıyorlar atmasına da, ellerine aldıkları ürünün ne olduğunu bilmiyorlar. Çünkü körlere özel Braille alfabesi ile hazırlanan etiket ve ambalaj sayısı yok denecek kadar az. Ben sadece bir iki ilaç firmasını ve Anatolya maden sularını biliyorum. Diyelim yakınlardaki bir görevliden yardım istediniz. Kimin sizinle birlikte dakikalarını harcayıp, tek tek tüm etiketleri size okuyacak veya yüksek raflardan ihtiyacınız olan ürünleri indirecek vakti var ki? Hacettepe Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu'ndan Doç Dr. Tülin Değer ile Prof. Dr. Hülya Kayıhan, 2001 tarihinde, tekerlekli sandalye kullanan kişiler için çevresel mimari engellerin incelenmesi konulu bir araştırma yapmışlar. Araştırma kapsamında Ankara'daki pek çok mekan ile birlikte 26 tane de alışveriş merkezi incelenmiş. Değerlendirmeler uluslararası standartlara göre yapılmış. Buna göre 26 alışveriş merkezinin sadece yüzde 19.23'ünün girişinde rampa bulunduğu, bunların da uygun eğimde olmadığı rapor edilmiş. Rapor park yeri, kapı genişliği, manevra alanı, zemin, tezgah, raf ve kasa yüksekliği gibi kriterlerin hiçbirinin uygun olmadığını ortaya çıkarıyor. Türkiye Sakatlar Derneği Genel Merkez yöneticilerinden Hüseyin Eroğlu da engellilerin alışveriş yapamadığını doğruluyor. Ben de kendi küçük araştırmamı yaptım ve Türkiye'de ilk kez engelliler için alışveriş aracı ve kasa kullanmakla övünen Migros'u aradım. Engelliler için mağazalarda alışveriş aracı bulundurduklarını ve MM ve MMM Migros'larda otoparkta özel park yeri ayırdıklarını söylediler. Ancak alışveriş aracı sadece altı mağazada var. Engelliler için bir şeyler yaptığından haberdar olduğum diğer firmalar ise M1 Tepe Alışveriş Merkezleri, Arçelik, Profilo Alışveriş Merkezi ile Carrefour. Arçelik 2002'de Körler Federasyonu ile işbirliği yaparak, körler için özel tasarlanmış fırın, buzdolabı, bulaşık makinesi ve çamaşır makinesi üretimine başlamış. Bu ürünler özel sipariş ile satılıyor. Kullanma kılavuzları da Braille alfabesi ile yazılmış. Elbette artık hemen hemen tüm alışveriş merkezlerinde engelliler için özel yapılmış tuvaletler bulunuyor ama tuvalete gitmek alışverişe çıkmanın birincil amacı değil. Eminim bu yazı üzerine, engelliler için düzenlemeler yaptığını söyleyen başka firmalar da çıkacaktır. Onların da isimlerini yazalım ki, engelliler hiç değilse arada bir alışverişe çıkabilsinler. Banu Tuna Kaynak
  18. Aptalın Öyküsü

    Aptalın öyküsü Adamın biri, halinden yakınır dururmuş: "Çalışıyorum, didiniyorum ancak geçinebiliyorum. Üstelik yalnızım, kimim kimsem yok..." Böyle mutsuz mutsuz sızlanıp dururken, bir karar vermiş. Yollara düşüp bir melek bulacak, halini anlatıp ondan bu haksızlığı düzeltmesini isteyecekmiş. Yola koyulmuş. Dağda bir kurda rastlamış. Ayakta zor durabilen, bir deri bir kemik kalmış kurt, adama yaklaşmış, nereye gittiğini sormuş. Adam derdini anlatmış, "Bir melek arıyorum. Onu bulup bana yapılan haksızlığı düzeltmesini isteyeceğim..." Bunun üzerine kurt, "Bana da bir iyilik yapar mısın" demiş, "ben de gece gündüz dolaşıyorum, bir lokma yemek zor buluyorum. O meleğe benden söz et, böyle açlıktan öleyazmış kurt da olur muymuş diye sor..." Adam yola koyulmuş. Çok geçmeden karşısına güzel bir kız çıkmış. Kız da ona nereye gittiğini sormuş. Melek hikâyesini dinledikten sonra adamın ellerine sarılmış: "Yalvarırım o meleğe benim durumumu da anlat. Gencim, güzelim, zenginim, her şeyim var ama çok mutsuzum. Mutluluğa ulaşabilmek için ne yapmam lazım, ne olur o meleğe sor..." Adam, melekle konuşacağına söz vermiş ve yola devam etmiş. Yorulduğunda dinlenmek için bir ağacın altına uzanmış. Çevre yemyeşilmiş ama bu ağacın neredeyse bir tek yaprağı bile yokmuş. Tabii ağaç, durumuna çok üzülüyormuş. Dert yanmaya başlamış: "O meleği bulduğunda benden de bahseder misin. Bak, nasıl da bereketli bir toprak üzerindeyim. Bütün ağaçlar yaprağa, meyveye boğulmuş. Benimse hiçbir şeyim yok. Diğerleri gibi olmak için ne yapmalıyım, meleğe sorar mısın?" Adam, ağaca da "peki" demiş ve yoluna devam etmiş... Nihayet, meleği bulmaktan umudunu kesmiş, vazgeçmek üzereyken melek karşısına çıkıvermiş... Adam derdini anlatmış, melek adamı dinlemiş ve "tamam, tamam!" demiş. "Zengin ve mutlu olabilmen için sana bir şans veriyorum. Şimdi geldiğin yoldan git, evine dön." Meleğin bu sözleri üzerine rahatlayan adam kurdun, kızın ve ağacın ricalarını hatırlamış ve meleğe onları da anlatmış. Melek onlar için de birşeyler söylemiş. Adam bunları da bir güzel dinlemiş ve dönüş yoluna koyulmuş. Ağacın yanına geldiğinde meleğin söylediklerini aktarmış: "Köklerinin tam yanında gömülü altın dolu bir sandık varmış. Bu yüzden beslenemiyormuşsun. Beslenemediğin için yaprağın ve meyven yokmuş. Sandık çıkarılırsa senin de meyven ve yaprağın olacak." "Yaşasın!" Demiş ağaç: "Çabuk orasını kaz ve o sandığı çıkar!" "Hayır" demiş adam, "Melek bana kendi şansımı verdi. Evime dönmem lazım..." Ve yoluna devam etmiş. Genç kız bıraktığı yerde onu beklemekteymiş. Adamı görünce koşmuş ve "Melek ne dedi?" diye sormuş. "Sevinçlerini ve acılarını paylaşabileceğin birini bulup da evlenirsen bütün dertlerin hallolacak, mutlu olacaksın" demiş adam. O zaman kız, "Hadi seninle evlenelim, mutlu olmaya çalışalım!" diye atılmış. Adam, "hayır," demiş. "Buna zamanım yok. Melek benim şansımı verdi, bir an önce eve gitmeliyim. Sen de kendine başka bir koca bul artık..." Çok geçmeden o bir deri bir kemik kurt çıkmış karşısına. Kendi şansını bulmak için evine gittiğini, acelesi olduğunu söylemiş. "Peki ya ben!" Demiş kurt, "Benim için ne dedi? Onu söyle ve git!" "Senin için söylediğini ben anlamadım" demiş adam; "melek dedi ki, o kurt, yiyecek bir aptal bulamazsa aç susuz dolaşmaya mahkûmdur." Kurt, "ben çok iyi anladım" demiş ve aptalı yemiş. Kaynak : www.vatanim.com.tr Kaynak Kişisel Başarı
  19. Ödüllü Yazı

    Ödüllü Yazı Saat sabah altı idi; tüm askerlerin sabah içtiması için birliğin önünde dizilmesi gerekiyordu. Ancak saat altıda üç yüz kişilik birlikten ancak iki yüz doksanı hazırdı ve düzensiz bir şekilde duruyorlardı. İçtimadan sonra hep birlikte yaklaşık iki kilometre kadar uzaktaki kahvaltı alanına gideceklerdi. En sona kalan on asker, birlik binasından çıkıp askerlerin arasına karışırken hemen fark edildiler. Bunlardan sadece iki tanesi uyuya kalmıştı. İki tanesi ‘acaba çaktırmadan arazi olup bugünkü etkinliklere katılmayabilir miyiz’ diye düşünüyordu. İki tanesi ise yatakhanede kahvaltıya gitmekten kaçınmak istiyordu. Diğer dördü ise plansızlıktan ve geç kalkmaktan zamanında hazırlanamamıştı. Komutan sonuçta onuna da ceza verdi. Gecikmenin cezası elli defa mekik çekmekti. Tugay komutanı, sadece içtimalarda değil; ama genel düzen olarak tugayda birinci gelen bölüklere de ödül veriyordu. Daha çok çarşı izni; daha iyi koşullarda yıkanma ve bunun gibi. *** Kahvaltı sırasında zamanında gelen askerlerden bir tanesi, “Bu ödül-ceza sistemi harika.” dedi. “İnsanları, anlamıyorum; niye gözlerini ödüle dikmiyorlar ki! Eğer kendilerini ödüle odaklayacak olsalar, kurallara en iyi şekilde uyacaklar ve ödülü alacaklar. Şahsen ben tugay komutanının sunduğu ödülleri almak istiyorum; bunun için de kurallara uyuyorum. Ama tek başına uymam yetmiyor. Bir ekip performansı üretmemiz gerekiyor. 300 kişiden 290′ının kurala uyması yetmiyor. Hepimizin uyması gerekiyor.” Kahvaltı sofrasındaki bir arkadaşı, “Ben sana katılmıyorum.” dedi. “Ben de sabah zamanında içtimada hazırdım. Diğer tüm kurallara da uyuyorum; ama bütün bunların nedeni cezadan korkmam. Cezaya çarptırılmayacağımı bilsem kılımı kıpırdatmam. Mekik çekmek ya da tuvalet temizlemek ya da ceza her ne ise, bununla karşılaşmak istemiyorum. Benim kurallara uyma nedenim cezadan kaçınabilmek. Bu ödül-ceza sisteminin harika olduğunu düşünmüyorum. Çünkü benim cezadan kaçınmak için kurala uymam senin dediğin gibi yetmiyor. Ben kişisel olarak ceza almıyorum; ama cezaları herkes benim kadar umursamadığı için aramızdan on kişi çıkıp kurala uymadığında ödülü de alamıyoruz.” Üçüncü bir asker, “Ben sizden farklı düşünüyorum.” dedi ve devam etti: “Tüm kurallara uyuyorum. Tüm içtimalarda hazırım. Askerliğin tüm kurallarına harfiyen uyuyorum. Ama bunun nedeni, ne sunulan ödüller ne de karşı karşıya olduğumuz cezalar. Ödül almak için düzgün sıra olunmaz ya da cezadan kaçınmak için. Aslında bu iş o kadar karışık değil. İçinde bulunduğumuz ortamda görev ne ise onu yapmak bizim sorumluluğumuzdur. Aklı başında her insanın bunu düşünmesi gerek. Kahvaltıya tugayda beş bin kişi darmadağın gidecek olsa nasıl bir karmaşa olur düşünsenize. Sorumluluk duygusu gelişmiş bir insan, ödül ya da ceza olduğu için değil, sorumlu olduğu için, birlikte yaşadığı toplumun gereklerini yerine getirir. Ben iyi bir insan olmaya çalışıyorum; ama cennete ulaşmak ya da cehennemden kaçınmak için değil. Doğrusu bu olduğu, sorumlu bir insanın yapması gereken bu olduğu için. Kaynak Kişisel Başarı
  20. İntihar eden delikanlı mı yoksa toplum mu? OLAYI biliyorsunuz. Muğla'nın Fethiye ilçesinde dershane parasını ödeyemeyen aileye haciz gelir. Haciz sonunda anne hapishaneye girer. Ailenin genç delikanlısı ise annem benim yüzümden hapishaneye düştü diye intihar eder; olay bu... Bu olayın duyulmasından bu yana yüreğimde bir daralma var. Üzgünüm, tepkiliyim, utanıyorum, daralıyorum. Bütün bu duygular içinde kendi kendime şöyle sesleniyorum: Bir işe yaramıyorsun. Baksana bir delikanlı, hayatının en güzel yıllarında hayata tam bir ümitle sarılacağı şu demde hayatına kıyıyor. Hem de annesine mesaj yollayarak; “Anneciğim, para bulamadım, üzgünüm” diye. Annesi demir parmaklıkların ardındadır diye yıkılıyor delikanlı. Kim yıkılmaz ki... Ya bilmediğimiz binlerce böyle olay varsa. Ya bilmediğimiz onca böyle sıkıntı varsa... Ya bütün bunların hesabını Allah bize soracak olsa. Ya; “O gün hiç hesaba katmadıkları şeyler karşılarına çıkacak” ilahi hitabına muhataplardan biri de ben olsam... Gazetedeki delikanlının fotoğrafına bakmak istemiyorum. Sanıyorum her insan, her baba, her vicdanlı benim gibi düşünüyordur. Sanıyorum bu olayı duyan her vicdanlının yüreği sızlamıştır. Şimdi bazı sorular soracağım. Biliyorum, cevabını da bulamayacağım. Çünkü soruların muhatabı kimdir onu da bilmiyorum. Derdim, muhatabını bulmak da değil. Derdim, her evde sessizce konuşulan duyguları -sizin adınıza tekrarı olmasın diye- satırlara dökmektir. 1- Avukatlık nedir? diye sorguluyorum bugünlerde. Müvekkilimizi -hatalı da olsa, doğru da olsa- korumak mıdır? Sanmıyorum. Peki avukatlar önlerinde kanuni sorumluluklar varken ne yapabilirler? Aslında çok şey yapabilirler. Mesela; bu benzeri aileler konusunda ben bin lira yerine, beş bin lira isteyemem! Bu insafsızlık olur. Beni zorluyorsanız “Alın davanızı iade edeyim” diyemezler miydi? Böyle bir tavır avukatlar tarafından geliştirilemez mi? Çok mu hayal görüyorum. Bu acımasız dünyada olmayacak bir toplum mu hayal ediyorum. Düşünmeye değmez mi? Bu teklifimi çoğunun vicdanlı olduğuna inandığım avukatlar ve benzeri pozisyonda olanlar tartışamazlar mı? 2- Alacaklılar daha insaflı olamazlar mı? Allah merhametli olan alacaklıya kendi katından rahmet indirir, sözünün hiç mi anlamı yok. Her şey para mıdır? Para tapılacak yeni bir put mudur? Vereceklinin durumuna bakılıp kasten borcun üzerine yatan ile gerçekten imkanı olmayanı ayıramaz mıyız?.. 3- Dara düşmüş, borcu olan ailelere akrabaları sahiplenemez mi? Her ailede bu tür insanlar olabilir. Çaresiz ve derdi olan bireyler bulunabilir. Aile büyükleri bu tür insanlar için bir yardım mekanizması oluşturamazlar mı? Kahvehane gibi yerlerde ömür tüketileceğine, bir şeyler için dernekler, işbirlikleri oluşturulamaz mı? 4- Bazı ülkelerde şöyle bir gelenek vardır. Eskiden kişi çay içer, hesap ödemeye sıra geldiğinde ise bir çay içmişse iki çay parası verir ve kahvehanenin makul bir yerine asılan panoya içmeden verdiği çayın parası için bir kağıt asar ve daha sonra gelecek ama parası olmayan için bir anlamda çay ısmarlardı. Bu anlayışı biz her alana taşıyamaz mıyız?.. 5- Dün TV'de programıma telefonla katılan bir anne ağlayarak çaresizliğini dile getirdi. “Kocam asgari ücretle çalışıyor. Gelirimiz sınırlı. Oğlum 17 yaşında. Ona cep harçlığı veremiyoruz. O da para çalıyor. Bir çare, bir yol gösterin hocam” diyordu. Çocuk çaresiz, anne çaresiz. Öyle ya; bir tarafta cebi dolu olan, kafede otururken para savuran delikanlı, öte tarafta bir çay parası bulamayan onun yaşıtı. Ne yapabiliriz?.. Bu gençler için ne yapabiliriz?.. Lütfen herkes düşünsün. 6- Her şeyi devletten, idarecilerden beklemek yanlış. Her konuda onları hedef tahtası yapmak da çare değil. Toplum olarak çareler üretmeliyiz. Saatlerce medyada magazin tartışacağımıza, bu konularda “sosyal projeler” üretecek bir zemin hazırlayamaz mıyız?.. 7- “Komşusu açken tok uyuyan bizden değildir; kişi Müslüman kardeşinin yardımına koştukça, Allah da onun yardımcısı olur” diyen bir imanın insanlarıyız. Ama bu sözler ne yazık ki, çoğu kez satırlarda kalıyor. Bir hamle yapamaz mıyız? Bu konularda ciddi projeler üretemez miyiz? Muğla'daki olayı birkaç gün sonra unutacağız. Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür. İnsan hafızası unutur. Ama evladını toprağa veren o anne; ne demir parmaklıkları, ne de o genç çocuğunu unutamayacaktır. Sevgili Soner! Anneni kurtaramadığın için utancından ve üzüntünden dolayı canına kıymana içimiz acıdı. Utanıyoruz... Üzgünüz... Daralıyoruz... Rabbimin sana merhamet etmesini diliyorum. Duam sana. Sen ve senin gibi gençler, hayata darılmasın diye; bize bir şey yapmamız gerektiğini bize hatırlattın... Sana rahmet diliyorum. İntihar en büyük günahlardandır. Bunu biliyorum. Onun için affetsin Rabbim diyorum. Senin bu intiharın toplumun kendisini sorgulamasına vesile olacak mı bilmiyorum. Keşke olsa... Keşke olsa... SORALIM ÖĞRENELİM - Ahirette cennet ve cehennem halkı birbirleriyle görüşecekler mi? / NAZ BAYRAM/ ESKİŞEHİR Kur'an-ı Kerim'in verdiği bilgiye göre cennet ve cehennem halkı görüşeceklerdir. (Müddessir, 40-41) Ayeti Kerime'nin verdiği bilgi şöyledir: Cennettekiler cehennemdekilere soracaklardır. Sizi cehenneme sokan nedir diye. Onlar şöyle cevap verirler: ”Biz namaz kılanlardan değildik. Yoksulu doyurmazdık. Kötülüğe dalanlarla beraber biz de dalıyorduk. Ceza gününü yalan sayıyorduk.” Bu ayette kişiyi ahirette sorumlu kılacak özelliklerden bir kısmına işaret ediliyor. - Her sihrin gerçekliği var mıdır? / DEVRİM KULAK/ GAZİANTEP Sihrin haram kılındığını biliyoruz. Sihrin haram kılınması, onun yapılabilir olmasını ortadan kaldırmıyor. Sihirle genellikle şer olan mahlukatın insanlar üzerinde yoğunlaştırılması hedef alınır. Gerçek sihir budur. Ama sihrin hile, göz boyama, el çabukluğu ve hipnoz olarak nitelendirilecek (Taha, 65, 69; Bakara, 102) çeşitleri de vardır. - Kadının kocasına zekât verebileceğini duydum. Gerçekliği var mı? / ZEYNEP KEPÇE/ İZMİR Kadının çalışarak kazandığı veya miras yoluyla edindiği sermayesi şahsına aittir. Dokunulmazdır. Kocasının bu paraya müdahale hakkı yoktur. Bazı fıkıhçılar, zengin olan kadının fakir olan kocasına zekat verebileceğini söylerler. - Peygamberimiz secdede dua edermiş. Bu konuda beni bilgilendirebilir misiniz? / GÜLNİDA IŞIK/ TEKİRDAĞ Peygamberimiz secdedeyken (tesbihatın dışında) bazı dualar da yapmıştır. O'nun yaptığı dualardan birisini örnek olarak verebiliriz: O şöyle buyururdu: “Allah'ım! Azabından affına, gazabından rızana sığınırım. Senin Zat'ın ve Şeref'in çok yücedir. Seni hakkıyla övmekten çok acizim. Sen; Seni övdüğün gibisin. (Tergib ve terhib, Münziri, 3, 460) Nihat Hatipoğlu Kaynak
  21. Peygamberimize Ait Pratik Değerler

    Peygamberimize ait pratik değerler (II) HATIRLADIĞINIZ gibi Sevgili Peygamberimizin bazı özelliklerini maddeler halinde sunmaya geçen hafta başlamıştık. Bugünkü yazımızda da O’nun güzel özelliklerini anlatmaya devam ediyoruz. 56- Gömlek giymeyi severdi. Beyaz rengi daha çok tercih ederdi. Ancak kırmızı, yeşil gibi renkleri de seçerdi. 57- Yeni bir elbise aldığında cuma günü giyinmeyi isterdi. 58- Tırnaklarını kısa tutardı. Bıyıklarını dudaklarının üzerine kadar uzatmazdı. 59- Vücudundaki fazla tüyleri sık sık giderirdi. Haftada bir, mutlaka belli bölgelerin temizliğini yapardı. 60- Yola çıktığında, aynasını, tarağını, saç yağını, misvakını, göz sürmesini yanına alırdı. Son derece temiz dolaşırdı. Günde onlarca defa dişini misvakla temizlerdi. Saçını yıkar ve temiz yağla bakım yapardı. Aynaya bakarak saç, sakal ve bıyığını düzene koyardı. Dağınık hali görülmemiştir. 61- Yastığının içinde hurma dalı ve yaprakları vardı. 62- Tevhidi sarsacak, putperestliği anımsatacak bütün görüntü, gelenek ve âdetlere karşı hassas davranırdı. 63- Kendisine ait eşyalarına isim verirdi. Atının adı Murtecez, devesinin adı Düldül, kılıcının adı Zülfikâr, zırhının adı Zü’l fudul’du. Böylece hayvanlara bile bir kişilik -mecazi anlamda- kazandırırdı. 64- Atları severdi. 65- Yumuşak ve toleranslı hareket ederdi. 66- Hiçbir konuda aşırılığı kabul etmezdi. Dua ve işleriyle ilgili hassasiyetleri: 67- Meyve yemeyi severdi. Meyve yerken şöyle dua ederdi: “Allah’ım! bu meyvemizi bereketli kıl”. 68- Medine şehrini severdi. Şöyle derdi Medine için: “Allah’ım! bu şehri bize bereketli kıl”. 69- Tuvalet ihtiyacı için girdiğinde şöyle dua ederdi giriş kapısında: “Allah’ım! Her türlü şeytanın şerrinden ve kötülüğünden Sana sığınırım”. 70- Tuvalet ihtiyacından sonra çıktığında şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Bizleri her türlü günah ve hatadan dolayı bağışla”. 71- Oturup küçük abdest gidermeye dikkat ederdi. Ama zaman zaman -yer müsait olmadığında- ayakta küçük su ihtiyacını giderdiği olmuştur. 72- Dişini temizlemek için sık sık misvak kullanırdı. 73- Abdestte yıkadığı organlarını üçer kez yıkamayı alışkanlık haline getirmişti. 74- Abdestten sonra bir havlu -mendil- ile kurulanırdı. 75- Abdest aldıktan sonra şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Günahımı bağışla. Evimdeki geçimim ve esenliğimi genişlet”. 76- Bazen 5 vakit namazı tek bir abdestle kılardı. 77- Yıkanması gerekirken -cünüplükten sonra- yıkanmadan uyumak isterse namaz abdesti gibi abdest alır ve uyurdu. Uyanınca yıkanırdı. 78- Cuma günü boy abdesti alırdı. Günlük ibadetleri: 79- Öğle namazını sıcaklığın hafiflediği saate bırakırdı. 80- İkindi namazını güneş sararmaya başlamadan kılardı. (Yani öğleyi biraz geciktirir, ikindiyi ise geciktirmezdi.) 81- Akşam namazını güneş batı ufkunda tamamen kaybolduktan sonra kılardı. 82- Bazen yatsı namazını geciktirirdi. 83- Sahabesine ezanı öğrenmelerini söylerdi. 84- Bazen namaz için ezanı kendisi okurdu. 85- Sabah namazında “Kaf” suresi gibi sureleri okurdu. 86- Akşam namazında “Mürselat” suresini okudu. 87- Yatsı namazında “Tin” suresini okurdu. 88- Rukudan kalktığında tam doğrulurdu. 89- Rukuda baş ile belini aynı hizada tutar ve ellerini dizlerinin üzerine koyardı. 90- Secdede iken kollarını -pazularını- böğründen uzak tutardı. 91- Bazen namazda ağlardı. 92- Namaz için tekbir alacağında şöyle derdi: “Allah’ım! Beyaz elbiseyi kirlerden arındırdığımız gibi, Sen de beni hatalarımdan arındır. Allah’ım! Beni hatalarımdan kar, dolu ve temiz suyla yıkayarak arındır.” 93- Rukuda şöyle derdi: “Subbuhun (Yani; Allah’ı her türlü eksiklikten uzak tutarım.) Kuddusun (Allah bütün ayıplardan arınmıştır.) Ey meleklerin ve ruhun Rabbi.” 94- Secdede şöyle dua ederdi: “Allah’ım Sana secde ettim. Sana iman ettim. Sana teslim oldum. Sen benim Rabbimsin. Şüphesiz benim yüzüm ancak kendisini yaratıp güzelleştiren, O’na duyma ve görme özelliklerini veren tek Allah’a secde eder. Allah ne kadar yücedir. O yaradanların en güzelidir.” SORALIM ÖĞRENELİM Hz. Nuh’un gemisi nerededir? / LEYLA ÖZER/ZONGULDAK Hz. Nuh’un yaptığı gemi altı ay kadar bir süre yüzdükten sonra Cudi Dağı’na oturmuştur. (Hud suresi; ayet 44) Ayet bu geminin daha sonra ne olduğunu anlatmıyor. Kuran-ı Kerim’in eski milletlere ait kıssalarda takip ettiği yöntem, mekân, isim, dönem gibi ayrıntılara yoğunlaşmak yerine mesajı vermeye meyletmek tarzındadır. Hz. Nuh, Hud gibi peygamberlerin mezarları nerededir? / KAMİL AKTAN/SİNOP Kuran-ı Kerim’in adını verdiği peygamberlerin mezarları hakkında tarih kitaplarında bilgiler vardır. Hz. Nuh, Hz. Hud, Hz. Salih, Hz. Şuayb gibi birçok peygamberin mezarı Mekke’deki zemzem kuyusu ile Hacer-i Esved taşı arasındaki bölgededir. Varis çorabı üzerine mesh edilebilir mi? / HATİCE DENİZ/KARS Varis çorabı zor giyilmesi ve zor çıkarılması açısından -özellikle yaşlı ve hastalarda- sargı bezi gibi kabul edilebilir. Bu nedenle de üzerine elle mesh edilebilir. Bu meshte çorabın altına ve üstüne ıslak eli sürmekle yetinilir. Çocuklarımıza mutlaka Kuran-ı Kerim’den mi isim vermeliyiz? / AYŞE KORKMAZ/DENİZLİ Böyle bir emir ve talimat yoktur. Kuran-ı Kerim’deki bazı peygamber isimleri veya mekân isimlerinden (Sefa, Merve gibi) çocuklarınıza isim verebilirsiniz. Ama Kuran’daki her kelime isim olarak verilmemelidir. Seçilen ismin bir anlamı olmalıdır. Saç boyası gusule ve abdeste engel midir? / SEYFULLAH UZUN/GİRESUN Saç boyası, gusule ve abdeste engel değildir. Zira saç üzerinde bir katman oluşturmamaktadır. Oluştursa bile bir anlam ifade etmez. Zira önemli olan saçın dibinin ıslanmasıdır. Nihat Hatipoğlu Kaynak
  22. Video İçin Tıkla Tüm dünyanın deniz kızı olarak tandığı doğuştan bacakları birbirine yapışık Perulu Milagros altı yaşına bastı. Birçok ameliyatın ardından bacakları birbirinden ayrılan ancak yürümesine şans verilmeyen Milagros yürümeyi başarmıştı. Sıradaki çözülmeyi bekleyen sorun ise böbrek yetersizliği. (CNN TÜRK) -- Adının "Mucize" anlamına gelen Milagros'un durumu deniz kızı sendromu diye adlandırılmıştı. Yürümekten öte hayatta kalabilmek için doğduğu andan itibaren onlarca ameliyata giren küçük kız en sonunda "hayatta kalmayı" başarmış ancak "yürüyemez" teşhisiyle de herkesi derin hüzne sürüklemişti. Ama Milagros mucizeyi gerçekleştirip yürümeyi de başardı. 6'ncı yaş gününü kutlayan küçük kız yaşıtları gibi oynayabiliyor, kendisine gelen hediyeleri açıp sevinçle havalara zıplayabiliyor. Dans bile edebilen Milagros'un sağlık sorunları ise halen yakasını bırakmamış durumda. Bir böbreği yetersiz çalışan küçük kız şimdilik diyaliz tedavisi görüyor. Ancak doktorlar birçok mucizeye imza atan Milagros'un bu sorunu da atlatacağından emin. Kaynak
  23. İranlı doktorlar dünyada ilk kez, yapay bir soluk borusu geliştirerek 29 yaşındaki bir kadın hastaya nakletti. Son yıllarda sık sık başta nükleer bomba olmak üzere her türlü füze ve silah geliştirme çabalarıyla gündeme gelen İran, bu kez sağlık alanında dünyada bir ilke imza attı. İranlı doktorlar dünyada ilk kez yapay bir soluk borusu geliştirerek bir hastaya nakletti. Fars Haber Ajansı’nın haberine göre, Tahran’da bulunan Şehit Beheşti Tıp Bilimleri Üniversitesi bilim adamları, “biyo-yapay” malzemelerden yaptıkları soluk borusunu, bir süre önce getirdiği trafik kazasında soluk borusunu kaybeden 29 yaşındaki bir kadın hastaya başarıyla nakletti. Üniversitenin doku geliştirme bölüm başkanı Doktor Celalettin Anghavi, hastanın soluk borusunun zarar gören kısımlarının kalıbını çıkarıp bu kalıbın üstüne nano-kapsüllerden oluşan bir doku enjekte ettiklerini belirterek, bu kapsüllerin kısa zamanda büyümü faktörleri salıp gelişerek 21 ila 28 günde yeni bir doku oluşturduğunu bildirdi. Doktor Anghavi, hastanın halen iyi durumda olduğunu ve yapay organa karşı herhangi bir olumsuz tepki vermediğini kaydetti. İranlı doktorlar, yeni yöntemin kötü huylu tümörlerin tedavisinde de kullanılabileceğini bildirdi. İngiltere'de de geçtiğimiz ay 10 yaşındaki bir erkek çocuğuna, kök hücre yöntemiyle soluk borusu nakli ameliyatı yapılmıştı. Hürriyet Kaynak