İçeriğe git


Resim

Görme Engelli Dağcı - Necdet Turhan ( Röportaj )


  • Please log in to reply
Bu konuya henüz cevap yazılmadı

#1 Dogru_Yol

Dogru_Yol

    Ya Olduğun Gibi Görün,Ya Göründüğün Gibi Ol ( Mevlana )

  • Üye
  • Pip*Pip*Pip*Pip*Pip*Pip*Pip*Pip*Pip*Pip*Pip*Pip*
  • 1.961 İleti

Yazma tarihi: 09.12.2009 - 08:26


Resmi ekleyen

Necdet Turhan spora 1994 Yılı'nda şeref öğrencisi statüsü ile mezun olduğu Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde başladı. Türkiye'yi yurt dışın­ da temsil eden ilk görme engelli atlet olan Turhan 35 yaş üzerindeki sporcuları kapsayan master kategorisinde spor yapıyor. ODTÜ Dağcılık ve Kış Sporları Kolu onur üyesi olan milli sporcumuz Turhan'ın Spor yaptığı alanlar atleti izm ve dağcılık. Gözleri hiç görmüy­ or ve halen Türkiye'nin ilk vetek görme engelli dağcısı vemaratoncusu. 2002 Yılı'nda katıldığı new York Maratonu'nda Türkiye'yi yurt dışında temsil eden ilk görme engelli atlet oldu.Necdet turhan'ı daha yakından tanımak amacıyla soruyoruz:
Sayın Necdet Turhan, Türkiye'de dağcılık yapmakta olan görme engelli bir sporcu olarak kendinizden kısaca bahseder misiniz?
Ben dağcılık dışında atletizmle de ilgileniyorum ve var olan realiteyiğ ifade etmek gerekirse: halen Türkiye'de maraton koşan ve dağcılık yapan ilk ve tek görme engelli konumundayım. Geçmişte dağa giden ya da götürülen görme engelli arkadaşlar olmuş, örneğin Erciyes'e gitmişler. Fakat sporcu değiller, bir heves olarak kalmış dağ ile olan ilgileri. Alana dair herhangi bir eğitim ya da disiplinleri olmamış. Benim durumum daha farklı. Elimden geldiğince gerek atletizmde, gerekse dağcılıkta bir sporcu formasyonu ile hareket etmeye çalışıyorum. Gerçi son süreçte dağlar biraz geride kalırken atletizm bir parça öne çıktı. Fakat son tahlilde her iki alanın da benim yaşam tarzım olduğunu söylemeliyim. Doksanlı yıllarda ODTÜ'de öğrenciydim. Spor öyküm orada başladı diye­bilirim. Gerçek anlamda atletizm ve dağcılık ile ODTÜ'de tanıştım. Benim spor ocağım ODTÜ. 1994 yılında Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü'nden şeref öğrencisi statüsüyle mezun oldum. Değişik işlerde çalıştım. Şu an ise Bursa Nilüfer Belediyesi Engelliler Danışma Masası sorumlusuyum.



"Spor öyküm ODTÜ'de başladı diyebilirim" dediniz. Daha öncesi de mi var? Örneğin dağcılık anlamında? Evet, dağlar anlamında öyle. Dağcılık demiyorum dikkat ederseniz. Ben sonradan görme engelli oldum, 23 yaşındaydım. Gördüğüm yıllarda dağa gitmeye başladım. Örneğin Uludağ benim meskenimdi. Uludağ'ın derelerinde alabalık avlardım. Bir tür doğaya çıkıştı bu; özgün, bana özgü bir çıkış. Yıllarca devam etti, fakat dağcılık değildi bizim anladığımız tarzda. Dağlara, doğaya gönül veriş, bir motivasyondu o... Görme engelli olduktan sonrada bu motivasyon yüreğimde kaldı ve ODTÜ yıllarımda dağlara taşıdı beni. Üniversitenin Dağcılık ve Kış Sporları Kolu'nda (ODTÜ-DKSK) buldum kendimi. Tabii önceleri bazı sıkıntılar oldu, arkadaşlar için alışık olmadıkları bir durumdu bu. Bir görme engelli gelmiş ve dağlara gitmek istediğinden, Dağcılık ve Kış sporları Kolu'na üye olmak istediğinden söz ediyor. Fakat dağlar riskli. O riskler ile karşılarında duran körü bir araya getirdiklerinde doğal olarak arkadaşlar kaygılanıyor, kafaları karışıyordu. Bu anlamda ilk yıl yadır­gandım, etkinliklerin büyük bölümüne götürülmedim. Böyle olmasında beni tanımıyor olmalarının payı büyüktü. Fakat inat ettim ve ayrılmadım koldan. Atletizmle tanışmama vesile olan antrenmanlara düzenli olarak geldim. Koşma tekniğim de yok o zamanlar, bir arkadaşın kolundan tutup koşuyorum. Bazen kolunu tutacak arkadaş bulamadığım oldu. Buna rağmen yılmadım, kimseye de küsmedim. İlk yıl böyle antrenman­larla geçti. Bu arada beni tanıdılar, farklılığım ve motivasyonum gözlem­ lenildi zannederim. İkinci yıl eğitimlerimi almaya başladım. Sorunlar yine oldu; aşama, aşama çözdük hepsini... Üç yıl boyunca faal üye olarak etkinliklerde yer aldığım için Onur Üyeleri arasına seçildim ODTÜ Dağcılık ve Kış Sporları Kolu'nun. Yani sonuçta yüreğimdeki motivasyon kazanmıştı. Gördüğüm yıllardan beynimde, yüreğimde kalan anılar kazanmıştı.


Dağlara tırmanmak sıradan insanlar için bile oldukça zor bir aktivite. Görme engelli olmanın getirdiği ek zorluklar tırmanışı daha da zor­ laştırıyor şüphesiz. Bu durumla nasıl başa akıyorsunuz?
Doğal olarak zorluklarla tek başıma değil de ekip kolektivitesi ile başa çıkmaya çalışıyoruz. Benimle birlikte olanların sabırlı ve gönüllü olmaları gerekir. Aslında çok yormam ve üzmem arkadaşları dağlarda. Fakat her şeye rağmen dağlar riskli ve bu risklerin ortasında her ne kadar özgün bir tekniği ve bazı yetenekleri olsada bir kör var. Sonra uzun etkinliklerde durum daha da farklı, özellikle partnerim açısından. Bir görme engelli ile aynı çadırı uzun süre paylaşacak arkadaşın hadis­eyi ve bu hadise karşısında kendisini iyice tartması gerekir. Konu part­ nerliğe gelmişken ODTÜ-DKSK antrenörü Nevzat Öntaş'a teşekkür etmek isterim. 2000 ve 2002 yıllarında yaptığım her iki Ağrı çıkışında partnerim olduğu ve kahrımı çektiği için... Aslında teşekkür edilecek çok arkadaj var: Mete Hacaloğlu gibi, Erdem Tuç ve Burçin Didinedin gibi, Murat Ozdemir gibi. Hepsinin bana emeği var. Hepsi önümün açılmasın­ da katkı koydular ve özverili davrandılar.
Tırmanma tekniğinizden bahsedebilir misiniz?
Temelde ya da olağan durumlarda kullandığım teknik iki baton ve bir çandan oluşuyor. Deneme yanılma ile buldum bu tekniği, öneren ya da şöyle yap diyen olmadı. Tesadüfen İlgaz'daki bir etkinlik esnasında belir- ginleşti bu durum. Kesin hatırlamıyorum, yıl 1992 veya 1993, ana kamp yerinde kalmam kaydıyla götürülmüştüm İlgaz'a. Gıda Bölümü'nden bir arkadaş vardı, Murat Ozdemir, onunla birlikteyiz... Kamp attığımız düzlükte kar var. Murat bir filmde görmüş körlerin ses ile yönlendirildiklerini. Bana önce uzun bir sopa bulup verdi, baston ya da baton niyetine. Sonra benden uzaklaştı ve seslendi. Sesine yürüdüm Murat'ın. Tekrar uzaklaştı ve tekrar seslendi, yine yürüdüm daha doğrusu yürüyebildim bağımsız olarak. Bu müthiş bir şeydi benim için. Sevincim, mutluluğum anlatılır gibi değil. Sonra baktım Murat benim yanımdan ayrılırken ayakları karda ses çıkartıyor, ayak seslerini duyuyorum. Bunu söyledim ona, "Murat, sen benden uzaklaşıp seslenme. Senin hemen ardından gelebilirim herhalde, ayak seslerini duyuyorum senin." dedim. Öyle de yaptık; o yürüdü, ben onun karda çıkan ayak seslerini izledim. Ertesi gün kampı söktük, Kastamonu asfaltına yöneldik. Ekip düzeni içinde yürüyen bir kör vardı artık, arkadaşının kolunu tutmadan yürüyen. Bir kör... ODTÜ 6. Yurtta kalıyorum o dönem. Yurttaki odamda değerlendirdim olup biteni. Hep yapardım bunu, her etkinlik dönüşünde kabartma yazı ile. Kendim için hazırladığım teknik raporlardı bunlar. Yine yazdım kabartma yazıyla, nasıl yürüdüm? nasıl oldu? gibi. Şu an kesin hatırlamıyorum yazarken veya yazdığım notları daha sonra okurken beni sürekli yönlendirebilecek sesin bir çan olabileceğini, sopa yerine de baton kullanabileceğimi düşündüm. Daha sonra katıldığım Beydağları etkinliğinde her şey yerli yerine oturdu. İki baton ve bir çan ile aştım Beydağları'nı, Tahtalı'da zirve yaptım. Kesme Boğazı'ndan Kındı! Çeşme'ye indik Antalya-Elmalı çıkışından bir hafta sonra. Ardından ikinci ve üçüncü Beydağları geçişim oldu sonraki yıllarda, kendime daha hakim ve daha deneyimliydim bu geçişlerde. Uyguladığınız belli bir antrenman programı var mı?
Düzenli koşuyorum. Koşularımda hedefim uzun mesafe yarışlarına kendimi hazırlayabilmek. Şu an bire bir benimle ilgilenen bir atletizm antrönörüm yok. Uzun mesafe koşucularının dikkat etmesi gereken antrenman kurallarına uymaya gayret ediyoruz. Bir koşu partnerim var, Harun Karaağaç. O da benim gibi Master sporcu. İhtiyar delikanlılarız yani biz, üç yıl sonra yarım asırlık olacağız. 2000 yılından bu yana elden geldiğince istikrarlı bir tarzda yarışlara gidiyorum. Üç yurt dışı maraton deneyimim oldu, 2002 New York, 2005 Atina Maratonları ve bu yıl 17 Nisan Günü Japonya'da koştuğum Kasumigaura Körler Maratonu... Türkiye Görme Engelliler Spor Federasyonu'nun yurt dışına gönderdiği ilk görme engelli atlet ben oldum. Yine Atina Maratonu'nu koşan ilk görme engelli Türk atlet olduğum gibi. İşin gerçeği her iki alana da, yani atletizm ve dağcılığa, Türkiye'de soyunan ilk görme engelli sporcu olduğum için nereye gittiysem, ne yaptıysam hep ilk oldu. Örneğin Avrasya Maratonu'nun 15 km etabına ilk katılan kör atlet oldum. Geçtiğimiz yıl, yani 2005 Yılı'nda beşinci kez koştum Avrasya'yı. Yine yanlış anımsamıyorsam dört de yarı maratonum var katıldığım. Hiç görmediğim için yarış ve antrenmanlarda kısa bir ip koordinasyonuyla koşuyorum. İpin bir ucu yanımdaki sporcuda diğer ucu da benim elimde oluyor. Atletizm doğal olarak dağ performansımı da destekliyor. Bir ara Bursa-Narlıdere de kaya çalışırdım. Lider çıkış yapamıyorum. Denemedimde zaten. Emniyeti öncesinde alınmış çıkışlar tam bana göre.


2002 yazında gerçekleştirdiğiniz firmanı; ile ülkemizin en yüksek dağı olan Ağrı Dağı'na tırmanan ilk görme engelli sporcumuz oldunuz. Bu tırmanışlar hakkında bilgi verir misiniz?
2002 Temmuz ayında yaptığım ve zirve ile sonuçlanan o çıkış benim ikin­ ci Ağrı deneyimim oldu. İlk kez 2000 yılında gittim Ağrı Dağı'na. 4500 m. kadar yükseldim. O etkinlik benim için düşünülmemiş, genel nitelikteydi. Sofya Üniversitesi'nden misafir dağcılar vardı. İşin en kritik yanı buzul eğitimim yoktu. Gerçi 2002 yılında yaptığımız çıkış esnasında doğa gezi­ leri dışında hiç dağ deneyimi ve eğitimi olmayan, bir büroda kendilerine teorik olarak kazma ve krampondan söz edilmiş insanların zirveye götürüldüklerini gördüm. Organizasyonun başında da ismi dağcılık kamuoyunda bilinen bir arkada; vardı. Tabii bu hoş bir durum değil. Benim 2000 yılında Ağrı'ya gitmem sonrası için çok yararlı oldu. Dağı iyice anlattırdım arkadaşlara, adeta kafama yazdım. Zihin fotoğraflarımı oluşturdum beynimde Ağrı'ya dair. Ağrı'da ikinci kamp yeri 4200'e kadar pek sorun yok eğer yaz çıkışı yapıyorsanız. Problem olarak iş dönüp dolaşıp ikinci kamp yerinden sonrasına ve Buzul'a geliyordu benim için... Önce buzul ile tanışmam gerektiğini biliyordum. Kaçkar'a gitim Bursa Uludağ Üniversitesi'nden arkadaşlarla.Yarım yamalak bir çalışma oldu benim için Kaçkar Buzulu, fakat yine de yararlıydı. En azından kısa kazma ile bu işin olmayacağını gördüm. Elimdeki kazma uzun olmalı, aynı zamanda baton işlevini de görmeliydi. Gerçi Ağrı zirve tırmanışım esnasında uzun bir kazma kullanmama gerek kalmadı buzulu geçerken. Kar vardı, arkadaşlar ile ip birliği içinde kolaylıkla geçtim riskli olan buzul başlangıcını. Temmuz'da gittik Ağrı'ya. Buna rağmen 4200 metre­ den başlıyordu kar. Çadırların hemen üstünde krampon taktık ve ip bir­liği içine aldılar beni. En büyük sıkıntı yükseldikçe artan rüzgardı. Öyle-ki bir yerden sonra çan sesini duyamaz oldum. Bir süre sonra birbirim­ izin sesini de eğer yan yana değilsek ve birbirimizin kulaklarına bağır-mıyorsak duyamaz hale geldik. Rüzgarın iyice arttırdığı soğuk da işin cabası. Hiç hesapta olmayan, o ana değin hiç düşünmediğim bir olanak doğdu yürüyebilmem için o an. Önümdeki arkadaşa beni bağlayan ipi takip etmeye başladım. Yani önümdeki çanı duyamıyor, fakat Bora Balya ile aramızdaki ipin yönlendirmesiyle yürüyebiliyordum. Sonuçta o çetin koşullara rağmen zirveye ulaştık. Ben dağcılığın ne demek olduğunu o etkinlik esnasında anladım. Benim bir görme engelli olarak karşılaştığım en zorlu dağ ortamıydı. Örneğin kendimce idmanlıydım, hazırlık olsun diye neredeyse bir yaz koştum Bursa Atatürk Stadyumu'nda. Ama yetmedi, sık sık tükendim, sık sık mola istedim. Özellikle 5000 sonrasında. Her molada da kendimi telkin ettim, diren­ mek ve başarmak için. Sporcu olmanın ne anlama geldiğini net olarak kafama yazdım Ağrı zirve tırmanışım esnasında... Tırmanışta bana destek olan ORDOS ekibine, Hakan Kocakulak, Bora Balya, Serkan Girgin, Nevzat Öntaş ve Tuncay Canpolafa teşekkür ederim.
Ağn tırmanışınız dışında daha önce gerçekleştirdiğiniz başka ilkler oldu mu?
Daha önce de belirttiğim gibi, bir sporcu formasyonu ile dağcılık ve atle­tizmi ülkemizde ilk deneyen görme engelli ben oldum. Bu yüzden her iki alanda yaptıklarım doğal olarak ilk oluyor, bilinse de, bilinmese de bu böyle. Örneğin 2000 yılı Avrasya Maratonu'nun 15 km olan etabı var, New York ve Atina Maratonları var, Japonya'daki maraton var... Türkiye'de katıldığım diğer yarışlar ve tırmandığım diğer dağlar var.. Alanya Yan Maratonu var, Tarsus Yarı Maratonu var. Düşündükçe listeyi daha da uzatmak mümkün. Mesela dağlardan düşünürsek Ağrı, Erciyes, Beydağları, Uludağ, Kaletepe var. Umarım yakında da Süphan olacak.
Maraton koşuculuğu gerçekten oldukça zor ve yoğun hazırlık gerektiren bir spor dalı. Koşu öncesi hazırlık sürecinizi anlatır mısınız?
Evet, maraton koşmak zor. Aslında koşmak değil de hazırlanmak zor. Ben hep söylerim, atletizm dağcılığa kıyasla daha yoğun emek gerek­ tiriyor. Düzenli, fazlaca ara vermeksizin çalışmanız şart. Bedeninize sürekli yatırım yapmalı, onu koşacağınız yarış öncesinde fit konumda tutmalısınız. Bir de benim gibi görme sorununuz varsa, körseniz yani


Engellektüel Dergisi



" Akıllı insanlar, akıllı insanlarla çalışır. "

Ademoğlu dilinin altında gizlidir. Bu dil, can kapısına perdedir. Bir rüzgar esti de kapıyı kaldırdı mı evin içinde ne varsa görürüz.


Kalbimiz ağrıdığında, dilimiz dolandığında, omuzlarımızın üzerinizdeki yükün altında ezilirken; sevilmediğimizde, anılmadığımızda ...
Yorulduğumuz zaman, direnmekten vazgeçmeyi düşündüğümüzde, hata ettiğimizde günahın pişmanlığıyla tükenirken...
Velhasıl yandığımız zaman zulmetin alevinde, ateşi serin ve selametli kılan Allah bize yeter....
Duanın gücünü anlayıp yalnız O'ndan istediğimizde, O'na güvendiğimizde, O'ndan başka hiçbir şeyimiz kalmadığında...
ALLAH BİZE YETER...


Dikenden gül bitiren kışıda bahar haline döndürür....selviyi hür bir halde yücelten kederide sevinç haline sokabilir.... ( Mevlana )

Sabret gönül şurda ne kaldı karşı kıyıya....

Ey gönül, acılara sabret. Çünkü onlar seni kahretmek için değil
Sınamak, terbiye etmek, kemale erdirmek için gelirler
Hem de geçicidirler, ebediyen kalmayacaklar.
İmana ve ümide sarıl.
Bil ki hiçbir gece ebedi değil
Her karanlığın sonunda bir fecir saklı.




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı